22. BÖLÜM
🌹 İnci🌹
Aslı hiç pes etmedi. Ne zaman buluşsak, sohbet hangi yöne kayarsa kaysın, eninde sonunda aynı konuya dönüyordu. “Bak İnci, böyle devam edemezsin. İçine kapanıp kabuk bağladıkça daha da zorlaşıyor. Hayatı değil, kendini tüketiyorsun.” Her seferinde aynı ezberlenmiş savunma mekanizmasıyla geçiştirdim onu: “Tamam, gerçekten anlatacak gücü bulduğumda gideceğim.” Ama o, bu yalanı yutmayacak kadar iyi tanıyordu beni. Kimi zaman sitemkâr bir iç çekişle, kimi zaman şakacı bir ısrarla sınırlarımı zorladı. Bir keresinde bana öyle bir baktı ki; o bakışta ne bir söz vardı ne de bir suçlama. Sadece dilsiz bir feryat:
“Artık kendine de bana da yalan söyleme.”
En sonunda elinde dosyalarla geldi. Masanın üzerine bırakıp, parmağıyla ismi işaret ederek anlattı. “İşte, Funda Kılıç. Eğitimini yurtdışında tamamlamış, onlarca danışanı var. Sadece bir isim değil bu, gerçek bir uzman. Boşuna ısrar etmiyorum.”
“Nereden buldun ?” diye sorduğumda, yüzünde muzip gülümsemesi belirdi. “Derin bağlantılarım var, bilirsin.” Ama önüme serilen kağıtlar, hayatımın gerçeği gibi soğuk ve somuttu. Artık sığınacak bir bahanem, kaçacak bir gölgem kalmamıştı.
Ve işte şimdi... Günler süren duygusal kuşatmanın sonunda, kaldırımın tam ortasında dikilmiş, göğe doğru yükselen o binaya bakıyordum. On katlı, modern, her santimi camla kaplı ve bir o kadar da buz gibi bir yapı. Yedinci kata diktim gözlerimi. Binanın ihtişamı değil, yedinci katın benden koparacağı itirafların ağırlığı omuzlarımı çökertiyordu. Güneş ışıkları cam yüzeylerden sekip gözlerimi dağlıyordu ama başımı çevirmedim. Yıllardır hayatın sert rüzgârlarına karşı gösterdiğim o beyhude inadımla, dimdik durdum orada. Anneannemin sesi yükseldi, kulaklarımda: __“Kendinle yüzleş kızım…