İstanbul'un beş yüzüncü yıldönümü için Türk Evi diye yeni bir taslağa başlamıştım. İlâhlar bana yeryüzü kahramanı Promete'ye oynadıkları oyunu etmiş, göklerin güzel kızı Pandora eliyle bir sır kumkuması göndermişlerdi. Kumkumayı açmanın vebâli büyüktü, huzur ve saâdetime mâlolacaktı. Şaştım size, lâf anlamaz ilâhlar!... Sanki beni bilmezmişsiniz gibi... Bana âdemoğlu demişler. Gökteki cennetimi ben boş yere mi gözden çıkarmış olayım? Yeryüzünde egemenliğim tamam olmalı, saltanatımı kıskanırım, kendi gücümden başka varlığı yaşatmam. Hangi sır kumkuması karşıma geçip bana heybet satacak? İşte Pandora'nın kutusunu bir kere daha açtım. Her defasında olduğu gibi yeryüzüne türlü musîbetler dağıldı, hepsiyle çarpıştım, hepsini yendim. Kutunun dibinde kala kala musîbetler tortusu gibi yalnız ümit kalmıştı. Ellerim kan revan içinde yırtılarak, kutunun dibindeki ümîdi de kazıdım attım. Pandora'nın paslı teneke hâline gelmiş kumkumasına son bir tekme savurdum. Ümit! Seni ne yapaydım ben? Yenir misin yenmez misin, canlı mısın cansız mısın, tahviller borsasında değerin iner mi biner mi? Bilirim ki sen bana durmadan yarını adayarak benden bugünü uğrulayan baş düşmanımsın. Sana bel bağlayan insan kendini korkuya kaptırmış olur, korkunun ardı sıra da çekindiğine uğramak gelir. Seni bir sırça küp gibi omuzumda taşıyamam ümit! Ne kadar güzel olursan ol, işte seni taşa çarpıyor, tuz buz ediyorum. Hanisiniz musîbet kutuları, daha var mısınız? Avucuma düşün, beni ilgilendirin, üzün, korkutun, bana nevbet satın. Bir daha deneyin bakalım sizi açar mıyım, açmaz mıyım?
Sayfa 250·Kitabı okudu
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer – Ah! sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın ** kırışır seni beklemekle geçen zaman belki hiç gelmezsin! ** yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı: bir renksiz kanatlı kelebek olmak! neyin temrinisin ey hayat? kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı? ** kıyam et! bağrımdan alıp da yürü sesimin şeriki olmuş bu çocuk bir çocuk bezmi elestten beri yürürlüğe konulmuş temsili bir pak. ** al işte bedenimden söküp de çıkar bulamadım nerede saklıdır o dert? ** güneş gözlerine bandı mı ışığı vakit aydınlıktır renginle o sıra ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki... ** tozu dumana katmanın becerisinde: “yine hangi rüzgârın emrine amadesin?” ** bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz dertler giderek silahlanıyor
DERGAH
Reklam
Bir Şair Bir Kitap
Haydar Ergülen – Sen Güneş Kokuyorsun Daha Babaannem derdi ki: İnsan kısadır oğlum ve bilmezden gelir kısalığını, bilseydi yarışmazdı yollarla, göğe evler yükseltmezdi, Nazlı babaannem sözü de uzatmazdı ısrarı da az söyler, usul söyler, pir söylerdi bir de adamın kötüsünü piyade, sözün fazlasını şiir yaparlar derdi ** küçücük bir büyükanneydi, onu yitirince anladım kısacıkmış her şey, insan kısaymış ağaçtan, ikindiden, elmadan, güneşten, kardan, yağmurdan, gölgemiz bile bizden uzunmuş, ya çocukluk, o da rüyasından kısaymış meğer, sanki altı kardeş nöbetleşe rüya görsek hepimizden bir çocukluk belki çıkarmış, “bu dünya bir pencere" türküsünü söylerdi de anlamazdık, ** bu dünyaya alıştık, şimdi zor geliyor dünyadan gitmek, bazen rüyama geliyor, kısacık kalıyor, bir gülümseme kadar, “çok uzatma" diyor “şiiri, kimse anlamaz ve ömrün de uzamaz bundan,” ** insan yanlışlarıyla büyür, aşkı uzun boylu sanırdım anladım ama, ne zaman, harflerinden de kısaymış aşk, bazen yazıncaya kadar geçiyor, bazen zaman alıyor aşkı içimizdeki ormandan kurtarmak, aşk kısa, şiir uzun, sözgelimi bir ağaç kaybolsa da orman yine orman, ya bir harfi kaybolsa, zaten kaç harf ki insan?
Kırmızı Kedi
"Bana bak…Beni buradan çıkar ya da çıkarma, umurumda değil.Ama bir daha bana imada bulunursan, yemin ederim bu evi senin başına yıkarım.Ben senin kucağına düşecek kadar aciz,senin iki kelimene kanacak kadar aptal değilim!” "Aptal değilim diyorsun ama belki de başka bir hikayede aptallık ettin.”
Sayfa 95·Kitabı okudu
"Sen gerçekten tehlikelisin.” "Ama kabul et,şu dağ başında benim gibi unutulmaz bir adamla vakit geçirmek hayatının en heyecan verici otuz günü olabilir.Kim bilir,belki otuz günün sonunda sadece bu evi hatırlıyor olursun.”
Sayfa 43·Kitabı okudu
Gitmek istemediği bir evi olacağına, hiç evi olmasın daha iyiydi! Birşeyler yedi, içti. Yorgundu. Buz gibi yağmurda dolandı durdu. Düşündü, düşündü, kurdu, kurdu
Alıntı
Reklam
Reklam