Daha büyük bir bütüne ait olmak, insanın ben-idrakinin kurucu unsurlarından biridir. İnsan, ontolojik olarak varlığın bir parçası olduğu için onu kendi epistemik dünyası içinde kalarak ihata edemez. Modern birey kendini varlığın üstünde ve dışında, adeta yarı-tanrısal bir mevkide konumlandırmak istese de insan, ancak kendinden daha büyük bir bütünün parçası olarak anlam kazanan bir varlıktır.
İnsan kelimesinin etimolojisini irdeleyen Ragıp el-İsfahani, e-n-s kökünün ünsiyet ve yakınlık kurma ile ilgili olduğuna dikkat çeker ve "İnsan ancak başkalarıyla kendi hemcinsleriyle yakınlık kurduğu zaman var olabilen bir varlıktır" der. Bu sebeple insan "tabiatı gereği medeni bir varlıktır". Burada "medeni" kelimesi şehre ait olan, şehirli, kolektif hayat ve sosyal yaşam manalarına göndermede bulunur. Fakat ünsiyet ve yakınlık, sadece diğer insanlarla değil aynı zamanda diğer varlıklarla ve bunların da üstünde Yaratıcı ile kurulan bir yakınlıktır.
Evrendeki denge ve nizam hali, onu aynı zamanda "güzellik" ve "ihsan sahibi" bir varlık haline getirir. Mimari, hat ve müzik gibi sanatlar ile evren tasavvuru ve kozmoloji arasındaki ilişki bu ihsan öğretisinin bir tezahürü olarak ortaya çıkar. Kozmos kelimesinde mündemiç olan bu mana Türkçeye de geçmiş olan "kozmetik" kelimesinde karşımıza çıkar; zira kozmos aynı zamanda süs, tezyinat, güzellik anlamlarını taşır.