Profil
Özlem
Bir kimseyi, bir yeri, bir şeyi görme, kavuşma isteğine denir. Türkçe öz "benlik" sözcüğünden türetilmiştir. Sözcüğün kökünde kişinin kendisi, özü vardır. İnsan; içinde, özünde hissettiği şeyleri özler. "Her şey abartı, yalnızca özlem gerçek, o abartılamaz." (Milena'ya Mektuplar / Franz Kafka)
Sayfa 54 - Profil Kitap
Dermeyan Etmek: Ortaya koymak, ileri sürmek, bildirmek, açıklamak.
Sayfa 26 - Büyüyen ay yayınları, birinci baskı 2019Kitabı okuyor
Reklam
Bengisu
Ölümsüzlük suyu, abıhayat demektir. Bengi, Eski Türkçede ölümsüz, ebedi anlamına geliyor. Bengisu, içenlerin ölümsüz olacağına inandığı efsanevi suyun adıdır. “Bulut bengisu yağdırsa bile, söğüt dalından meyve alamazsın. Bayağı kimseye vakit harcama, hasır kamışından şeker yiyemezsin.” (Sadi Şirazi)
Sayfa 52 - Profil Kitap
Amatör
Acemi, beceriksiz anlamında kullandığımız sözcük, esasen bir şeyi para için değil; sevdiği, merak ettiği için yapan kişi demektir. Fransızca amateur "seven, meraklı" sözcüğünden dilimize giren amatörün kökünde Latince amaro "seven" vardır. Aynı kökten gelen amigonun da gerçek anlamı arkadaş, dost, sevgilidir.
Sayfa 47 - Profil Kitap
Nefret
"Nefret, başarısızlığa uğramış sevgidir," der Kierkegaard. Nefret; iğrenme, tiksinme anlamını Türkçede kazanmış bir kelimedir. Türkçeye Arapçadan geçen sözcük aslında paniğe kapılıp kaçmak demektir ve dilimizde de uzun yıllar böyle kullanılmıştır. Sevmeyi başaramayanların duygusudur nefret, kaçıp gidenlerin...
Sayfa 44 - Profil Kitap
Üzmek
Aslında kesmek, kırmak, koparmak demektir. Sözcük, Eski Türkçedeki üz- kökünden gelir. Üzmek, bir canlıya fiziksel zarar vermek olsa da zamanla duygusal hasar anlamında kullanılmıştır. Fakat değişen bir şey yok. Hâlâ birini üzdüğünüzde ondan bir parça koparmış oluyorsunuz.
Sayfa 25 - Profil Kitap
Reklam
Karavan
Bir araç yardımıyla çekilen, taşınabilir barınaktır. Kelime dilimize Farsça karvan "kervan"dan girmiştir. Modern zamanda kelimelerin anlamları da insanlar gibi yalnızlaşıyor. Yüzlerce kişilik kervandan, yalnızların tercihi karavana...
Sayfa 19 - Profil Kitap
Arapça ṣwb kökünden gelen iṣāba(t) ‎إصابة‎ “yerini bulma, rast gelme” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ṣāba ‎صاب‎ “hedefi buldu, yerinde ve uygun idi” fiilinin ifˁāla(t) vezninde IV. masdarıdır.
Linç
Amerikalı bir yargıcın adıdır. Normalde bir lahana yetiştiricisi olan Charles Lynch Amerika'nın iç savaşla çalkalandığı günlerde yargıçlık yapmıştır. Beğenmediği herkesi yargılayan ve garip cezalar veren Lynch, hızlı ve adaletsiz yargılamanın adı olmuştur. Sanıkları adil bir yargılama olmadan kalabalığın önüne atan Lynch'in bu cezaları Senato tarafından onaylanmış ve tarihe Lynch Yasaları olarak geçmiştir. Linç, yığınlar eliyle infazdır. Cehaletin göstergesidir. Toplumsal ve kişisel cehaletin...
Sayfa 17 - Profil Kitap
Sadaka/Sadakat
Sadaka Türkçede, karşılıksız yapılan yardım, dilenciye verilen para anlamında kullanılsa da aslında Arapça sadakat ile aynı kökten, sıdk "dostluk, doğruluk"tan geliyor. Zira insanın gönülden yaptığı çok küçük bir şey bile olsa, onun doğruluğunu, sadakatini gösteriyor. "Bu dünyadaki en zor şey, insanın kendine sadık kalabilmesidir," der Dostoyevski.
Sayfa 16 - Profil Kitap
Reklam
CEFAKAR
Yanlış kullandığımız kelimelerin başında gelen bu sözcüğü belki de Yeşilçam'ın "cefakâr anam" repliğinden öğrendik. Fakat cefa, Arapça eziyet demektir. Kâr ise Farsça eden, yapan anlamına gelir. Cefakâr aslında eziyet eden, sıkıntı verendir. Cefa çekeneyse cefakeş denir.
Sayfa 15 - Profil Kitap
Halı
... "kalı"dan "halı" olmuştur: "Kalı", yani "Eskimeyen, kalan, kalıcı olan".
Sayfa 69 - Kapı Yayınları, 1. Basım: Eylül 2011Kitabı okudu
Nuşirevân sordu, "Kimlerle sohbet ve arkadaşlık etmekten sakınmalıyım?" Cevap olarak dendi ki biri Nemmâmdır. Yani senden aldığı bir sözü başkasına taşıyıp arayı bozmaya çalışan. İkincisi ise şu kişidir ki sürekli ayıp ve kusurunu araştırıp bunu başka meclislerde konuşan. Zafernâme (Hikâye-i Nûşirevân) adlı eserden. Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme Kalem 10-14
Üç kavram: fâris, şücâ, batal. Fâris: düşman saldırdığında üzerine giden, ondan kaçmayandır. Şücâ: düşmanı savaş meydanına çağırandır. Batal: herkesin geriye çekildiği sırada düşmana saldırandır. Allah'ın kılıcı Hâlid b. Velid şücâ idi. Hazret-i Ali hem batal hem şücâ idi.
Hem-nişîn çok güzel bir kelime. "Nişîn" Farsça "oturan" anlamında. Hemnişîn ise kişinin beraber oturduğu, birlikte vakit geçirdiği dost, arkadaş.
823 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.