Gecenin bu ilerlemiş saatinde ehemmiyetle hatırlatmak isterim ki, ölüm var arkadaşlar. Hiçbir şey ebedi değil. Ebediyen dalgalanacak bir bayrak, hükmü ebediyen sürecek bir devlet, ebediyen galip gelecek bir ordu olmadığı gibi hiçbirimiz ebedi değiliz. Baktığınızda gurur duyduğunuz üst üste yığılmış altın ve gümüşünüz bu dünyaya aittir. Bir gün muhakkak ondan ayrılacaksınız. Aynaya baktığınız zaman omuzlarınızı dikleştiren güzellik ve yakışıklılığınız da öyle, bir gün sönüp gidecek. Ay gibi parlayan teniniz sönükleşecek. İnci gibi parlayan dişleriniz çürüyüp dökülecek, parıl parıl parlayan saçlarınız beyazlayacak, ışık saçan gözlerinizin feri gidecek. Baktıkça böbürlendiğiniz kaslarınız eriyecek, kemikleriniz zayıflayıp da beliniz bükülecek ve ölüm, nerede olursanız olun size erişecek. Bundan asla kaçamazsınız. Ömrünü tamamlayan her şeyin yıkılıp gittiği, zail olduğu bu dünyada, dimdik ayakta olan tek bir gerçek var: Ölüm... Ölüm ve onun soğuk nefesi.
Yıkanacak, kefenlenecek ve musalla taşına konulacaksınız. İşte o an, dünyada sahip olduğunuz ve size görülmemiş bir itibar sağlayan bütün rütbe ve payeleriniz gidecek. İmam tekbir alırken, "Er/hatun kişi niyetine!" diye tekbir alacak. Siz nesiniz ki? Hakanlar hakanı, sultanlar sultanı, krallara taç giydiren, üç kıtanın hakimi ve karalara ve denizlere sığmayan bir iktidarın maliki olan Kanuni Sultan Süleyman da aynı muameleye uğradı.
Sonra aceleyle, paldır küldür sizi kabristana taşıyacaklar. Önceden açılmış olan mezarınıza yerleştirip, hızlıca üzerinize toprak atacaklar. Sonuçta bir an önce sizden kurtulup dünyalık işlerine dönmek istiyor herkes, değil mi? Üzerinize son kürek toprak atılmadan, yaşarken can ciğer kuzu sarması olduğunuz insanlar kendi aralarında ev, araba, ticaret konuşmaya başlayacak. Bunların hepsini