Güneşli bir günde olmayan bir ağacın olmayan gölgesine sığınır gibi gittim çok uzaklarda bir kız çocuğuna bir tutam örüklü saç verdim. Kendimi nasıl mecbur bildiysem bir yalana inanmayı gerçekle düşman kesildim bir gecede. Sırtıma yüklediğim dağı görmesinler diye derin bir yarayla sessiz sedasız geçiyorum şimdi bir coğrafyayı baştan sona. Ellerim yüzümü kapatmaz; göğsüm bir el kadar yabancı.
Bawer Aydın
ne çok ak birikti saçımda
ne çok tufan sonrası güneşi
dön dedim
bu yağmur ve irin benim değil
-rüyama anlam bulamadığım günün akşamı
tacirlerine verdim uykumu uzak diyarların-
bir türlü kabartamadığım gövdemle dolaştığım bu dünya
beni duyacaksa derinden olmalı
ve bir yarayı usanmadan büyüten solgun yüzüm
bu kırık atlaslar çağında
pürüzsüz bir ayna olarak
sen kendine yetersin!
unutma!
her zaman seni yüceltecek olan yakut acıların olmalı
Bawer Aydın
kendimi nasıl mecbur bildiysem öyle bir gök taşına acımı sunmaya
gizledim tuttuğum çiçeklerden tozlanan yaramı
bulaştığım eskilerden hatırlıyorum o cinnet bekçilerini
sıkıntılı bir yüzle ayrıldığım kervanın günahını aldım
ey haşarı bir çiçekle açan güneşten ödünç sandığım kalbim
dön dedim
o muhacir şehrine düşen aklımdan
kendime bir eksiği daha tüketen yanlış yolumdan çekil!