Kitap, İstanbul'un zengin ailelerinden birisinin oğlu olan 30 yaşındaki Kemal Basmacı ile uzaktan akrabası olan 18 yaşındaki fakir tezgahtar Füsun'un önce cinsellikle başlayan, daha sonra büyük bir aşka dönüşen ilişkisini ve Kemal'in Füsun'a olan aşkının, Füsun'un yokluğunda bir hastalığa, bir saplantıya dönüşmesini anlatıyor.
En çok yarım bırakılan kitaplardan birisi olan Masumiyet Müzesi, bir aşk hikayesinin yani sıra dönemin zihniyetini oldukça çarpıcı ve iğneleyici bir şekilde ele alıyor. Hiperrealist bir tarzda ele alınan roman, insanın heyecanını -özellikle sonlara doğru- diri tutuyor. Hele yazarın kendisini ve eserlerindeki karakterleri üçüncü şahıs olarak kitaba koyması yok mu, muazzam! Gelişme kısmında Kemal'in dengesiz duyguları ve buhranlı ruh hali, yazarın en ufak ayrıntıların bile üzerinde oldukça durması beni biraz sıktı. Ama kitap Postmodern anlayışıyla yazıldığı için böyle bir üslubun kullanılmasını zaten beklemem lazımdı. Gelişme kısmının sıkıcı olmasının bir nedeni olarak da okuyucunun sonuç kısmını hak etmesi gerektiği olduğunu düşünüyorum. Çünkü sonuç kısmı o kadar muhteşemdi ki öyle bir şeyi okuyabilmek için biraz çile çekmek gerekir. Sıkıldığınız kısımları tamamen yok ediyor. Kısaca: Ben bir kitap okumadım, ben bir hayatı izledim. Ben bir hayatı yaşadım. Iyi ki de yaşadım. AH BE ORHAN PAMUK, SEN NASIL BİR YAZARSIN..!
Orhan Pamuk okumaya bu kitapla başlamayın. Çünkü yoğun bir anlatıma sahip olan bu kitabı okuması uzun sürüyor. Kitaptan sıkılıp öyle muhteşem bir yazardan kendinizi mahrum birakabilirsiniz.