Benjamin' in Pasajlar yapıtında sözü edilen Paris pasajlarını hatır­ da tutarak Beyoğlu pasajlarını adımlamak, gözlemlemek ve ya­ zıya dökmek, yeni deneyim alanlarını ve farkındalıkları berabe­ rinde getirir. Daha önce belirtildiği gibi metnin bölümleri birer blok, tümü ise pasaj olarak düşünülebilir. İlk blokta Beyoğlu'nun Batılılaşma serüvenini takip edip Batılı mimari ve yaşam tarzı­ nın bir örneği olarak pasajlar ele alındığında, söz konusu yapıla­rın öncül örnekleri Paris pasajlarıyla ortaklaşan pek çok noktası bulunduğu görülmüştür. Avrupai bir üslupla, çoğu Avrupalı ya da Avrupa'da okumuş/yaşamış, Avrupa'dan, özellikle de Fransa'dan etkilenen mimarlar tarafından tasarlanmış bu yapılar giyim, zü­caciye, aksesuar, mücevher gibi çeşitli ürünlerin satıldığı mağa­zalarla, yeme içme mekanlarıyla, sinema ve tiyatro salonlarıyla donatılmıştır. Pasajların kullanım alanındaki bu çeşitlilik, onla­rı Foucault'nun heterotopya kavramı ile değerlendirme olanağı­nı ortaya çıkarır. Bu değerlendirme ise metnin bir diğer bloğunu oluşturmaktadır. Galata ve Pera bölgelerinin ekseriyetle Leva?tenler, Rumlar, Yahudiler ve Ermenilerden oluşan demografik yapısı ve ülkele­ rin elçilik binalarının bu bölgelerde yer almasına ek olarak döne­min varlıklı tüccarları ve diplomatlarının yine Galata ve Pera'da ikamet etmesi gibi sebeplerle 1700'lü yıllarla başlayan Batılılaşma hareketleri Başkent İstanbul'da ilk kez burada kendini göste­ rir. Avrupa'yla olan yoğun ve karmaşık ilişki,
Sayfa 325 - Monitör yayınları 2025
Felsefe düşünce deneme inceleme edebiyat
Allah, şöyle dedi: "Korkmayın, çünkü ben sizinle berabe rim. İşitirim ve görürüm."
Tâ-hâ/46
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tarihin çevrimsel bir bozulma süreci olduğu fikri, Yunanlı-ların toplumun nasıl düzenleneceği konusundaki anlayışını büyük ölçüde etkiledi. Platon ve Aristotales en iyi toplum düzeninin, en az değişim yaşayan düzen olduğuna inanıyorlardı; dünya görüşle-rinde sürekli değişme ve gelişme kavramına yer yoktu. Bütün bun-ların ötesinde, büyüme, dünyada daha büyük bir değer ve düzen i-şareti vermemiş, fakat tam tersi görülmüştü. Tarih, aslî mükemmel halin sürekli zayıflamasını ve temel, kalıcı ihsanın tükenişini tem-sil ettiyse, o zaman ideal hal, bozulma sürecini mümkün olduğun-ca yavaşlatan haldi. Yunanlılar büyük bozulma ve kaosu berabe-rinde getiren ile büyük değişim ve gelişimle içiçe yaşadılar. Bu yüzden, amaçları, bir sonraki nesle mümkün olduğunca "deği-şim"den korunmuş bir dünya miras bırakmaktı.
Sayfa 18·Kitabı okudu
“Bazen başına gelen en kötü şey olduğunu düşündüğün bir olay, senin için bir mucizeye dönüşebiliyordu işte.”
1000k
Sovyetler döneminde, okulda bize her insanın iki vatanı olduğu öğretilirdi: biri büyük, diğeri küçük. Küçük vatan, kişinin doğduğu şehir ya da köydür, büyük vatan ise ülke-dir. Küçük ve büyük vatanlar iki farklı düzeyi ifade eder; birinci düzeyde, canlı varlıklar olarak belli bir yerleşim yerine bağlıyızdır; ikinci düzeyde ise, yurttaşlar olarak, belirli bir toprak bütününe sembolik olarak ait oluruz. Bu bütünün hem biçimi hem de içeriği değişebilir, sınırı kaydırılabilir ya da yeniden şekillendirilebilir fakat vatanseverlik makinesi durmaksızın çalışmaya devam eder. SSCB dağıldığında, büyük vatanım yok oldu ve küçük olanı da zorla berabe rinde götürdü. Okullarımız çocuklara yeni ülkeleri Rusya'yı nasıl seveceklerini öğretmeye başladı...
Sayfa 49·Kitabı okudu
XXXVIII. ÖNERME Bir insan sevdiği bir şeyden sevgisi tamamen yok olacak şekilde nefret etmeye başlamışsa, duyguların nedeni aynı olduğundan, o şeye karşı o şeyi hiç sevmemiş olduğu za-mankinden daha fazla nefret duyacaktır ve bu nefret, ön-ceki sevgisi ne kadar büyükse o kadar büyük olacaktır. Kanıtlama: Çünkü bir insan sevmiş olduğu bir şey- den nefret etmeye başlarsa, arzuları söz konusu şeyi hiç sevmemiş olduğu zamankinden daha fazla bastı-rılacaktır. Çünkü sevgi (bu Bölümün 13. Önermesine düşülen Nota göre) bir insanın olanca gücüyle (bu bö-lümün 28. Önermesine göre) kalıcı kılmaya çabaladığı bir sevinçtir; (aynı Not gereği) insan bunu sevdiği şeyi yanındaymış gibi hissederek ve bu sevinci olabildi-ğince sevdiğine de (bu Bölümün 21. Önermesine göre) yaşatarak gerçekleştirir; ve sevgisi büyüdükçe berabe-rinde bu çaba da büyür (bir önceki bu Önermeye göre); insanın sevdiğini kendi sevgisine karşılık verdirmeye çalışmasında da aynı şey olur (bu Bölümün 33. Öner-mesine bakın). Ama sevilene duyulan nefret bu çaba-ları engeller (bu Bölümün 13. Önerme Sonucuna ve 23. Önermesine göre). Böyle olunca seven insan (buBölümün 11. Önermesine düşülen Nota göre) aynı ne-denden ötürü bu kez keder duymaya başlar ve önce-ki sevgisi ne kadar büyükse nefreti de o kadar büyük olur; başka deyişle sevenin nefretinin neden olduğu keder dışında, söz konusu şeyi sevmiş olmaktan kay-naklanan ikinci bir keder de işe karışır; dolayısıyla se-vilene daha büyük bir nefret duygusuyla bakılır, yani (bu Bölümün 13. Önermesine düşülen Nota göre) aynı şeyin hiç sevilmemiş olduğu zamankinden daha büyük bir nefret duyulur ve bu nefret önceki sevgi ne kadar büyükse o kadar büyük olur.
Sayfa 357·Kitabı okudu
1000k