Bilge her zaman tek parçadır ve bir tepeyi tırmanır. Zaten bilgeden beklenen de budur. Bilge tepeyi tırmanırken, yukarıdan bakıyorum yine de körüm, der geniş kanatlı kuş. Dilimi ısırdım derdim içimde kaldı, diye inler taş. Kuşun gördüğü olmak ister bilge, taşın derdini dinleyen. Çünkü ondan beklenen budur.
Utanç bizi ikiye böler. İkiye bölünmenin en dayanılmaz yanı, iki parçanın da hala canlı olmasıdır. İnsan herhalde bu yüzden kendini öldürmeye kalkışır. İkisinden biri gitsin, der.
Ben dışarıdayken evlerden birinden burnuma bir yemek kokusu geldi mi, kendimi müthiş savunmasız hissediyorum. Savunmasız… Bu hayatta hiç sevilmemiş gibi filan hissediyorum.
İntihar eden Başak’ın hayatına dair, çevresindeki insanların gözünden kesitler okuyarak kitap boyunca parçaları yavaş yavaş birleştiriyoruz.
Barış Bıçakçı’nın sürükleyici dili ve kendine has tarzı ile bir çırpıda okunan nitelikte bir kitap.
Bu serinin kapak tasarımı ve renk seçimlerine de ayrıca bayılıyorum.