Barış bıçakçı bu kitabında alışıldık olan tarzların biraz dışına çıkıyor.
Birbirine bağlanan onlarca belki de yüzlerce hayatı, aktörlerini, olayları ve duyguları takip etmekte çok zorlanılsa da bir süre sonra kitabın dili sizi içine çekip yutuyor.
İngiltere Galler hukuk sisteminde belirli bir mesleki kıdeme erişmiş avukatlara verilen “Kraliçe’nin Avukatı” Ünvanına sahip bir avukatın, hem meslek hayatına hem de ilginç davalarına ilişkin tecrübelerini aktardığı kitabın çeviri dili oldukça iyi ve akıcı.
Hukukçulara ve hukuk öğrencilerine yeni ufuklar açacak nitelikte olan bu kitap, farklı hukuk sistemlerinde dahi hukukçuların hem benzer olaylar yaşadığını Hem de benzer kaygılar yaşadığını gözler önüne seriyor.
Hukukçu olmayanları da kolaylıkla içine çeken bu sürükleyici kitap, kriminoloji, sosyoloji ve ceza hukuku seven herkese hitap ediyor.
Böyle şeyler köyde o kadar olandır ki! Orada herkes doğuştan bir ölü yıkayıcısıdir. Köylüler doğar yaşar ve ölür, şehirler ise doğuyorlar, yaşıyorlar ve ölümden korkuyorlar.
Neredeyse olanaksız ve inanması güç ama merdivenin başında oturunca, birbirine paralel iki sokağı birleştiren by yosun tutmuş dik merdivenin en üst basamağına da oturunca, bütün gördüklerine hemen inanıyor insan, şöyle biraz dikine duran denize ve aşka.
Yürümeye devam ediyordu Hikmet. Vazgeçe vazgeçe ilerliyordu. Bir bakıyor çenesine kadar gelmiş su. Çünkü herkesi kendisi gibi sandı. Her şeyi bu sanının üzerine kurdu. Başka bir şey daha: bütün sevgili anların, geçmişindeki bütün güzel yaşantıların bir gün geri döneceğini inandırmıştı kendisini. Yoksa, yani bu doğru değilse, yaşamının anlamı ne? Burnu sızladı. Gözleri doldu. Hayat hızla boşaltıyordu içini, ruhunun bedeninde gizlendiği her yeri. İçi boş bir…