Katledilen ve şiddet mağduru bütün kadınlara… Kitabın ilk sayfasında yazan cümle, gerçekten de katledilen bir kadının hikayesi de var içinde. 12 farklı hikaye, 12 farklı hayatı ele alıyor oldukça yalın bir anlatım ile. Hikayelerin mekanları, karakterleri, zamanları farklı belki de ama bir ortak noktaları var. Hepsi hayatın içinden. Dün ya da bugün duyduğumuz, yarın duyacağımız herhangi bir haberle bile aralarında bir benzerlik kurulabilir. Betimleme açısından yazarın "Devran" kitabı gibi bu eseri de oldukça başarılıydı. Süslü sözlere de kafa karıştıracak ifadelere de yer verilmemişti. Okurken karmaşık duygular hissettiğim bir kitap olduğunu da söylemeliyim. Kimi sayfaları yüze yayılan tatlı bir tebessümle, kimi sayfaları gözünüzden akan yaşlarla okuyacağınız bir eser olmuş diyebilirim. İçlerinden en çok etkilendiğim öyküler kitaba adını veren "Seher" ve yaşamımızda kalabalıklar içinde yalnızlaşmamızı anlatan "Tarih Kadar Yalnız" oldu. Namus adı altında katledilen kadınlar, zorluklardan gelen ve başarı hikayeleri yazan insanlar, tutkulu aşklar, yarım kalan sevdalar ve daha nicesi. Yazarın siyasetçi kimliğini bir kenara bırakarak bu eserine de diğer kitapları gibi her okurun bir şans vermesini umut ediyor ve son olarak kitabın arka kapağına da koyulan, her cümlesine katıldığım Zülfü Livaneli'nin düşüncelerini aktararak eleştiriyi sonlandırmak istiyorum.
“Siyaset ve sanat disiplinleri birbirine benzemez. Siyaset; doğru zamanda siyasi açıdan doğru olanı söylemek ve gerçek düşünceleri saklamak ilkesine sahipken, sanatçı deyim yerindeyse yüreğini kazıyarak en gizli duygularını en büyük kitleyle paylaşmaya koşullanmıştır. Bu açıdan Selahattin Demirtaş'ın değerli öykülerini özel bir yere koymamız gerekir diye düşünüyorum. Acılar karşısında duyarlı bir yüreğin çığlığını