Çocukluk anılarının olmaması, içinde ne olduğunu bilmediğimiz büyük bir sandığı sürüklemeye mahkum olmaya benzer. Yaşlandıkça sandık ağırlaşır ve onu açmak için daha da sabırsız hale geliriz.
Şehirdeki hareketsiz yaşam, boğucu evler bedenleri hırpalar, kasları zayıflatır. Kanı zehirler. İnsanları ağırlaştırır. Uzun süren başarısız okul müfredatı da faydalı olabilecekken, tersine beynin yıllar, isimler, formüller, ölü yasalar gibi kuru bilgilerle dolmasına sebep olur.
İnsanlar ruhen hasta ve bu tehlikeli bir hastalık. Din bir insanın dünyayla, insanlarla, tarladaki her bir bitkiyle kurduğu bağın tezahürüdür. Bu bağlar yok olursa ne devlet, ne toplum, ne de insan ayakta kalabilir.
Yalnızlık, insanın etrafında hiç kimse olmamasından değil, kendisi için önemli olan şeyleri anlatamamaktan veya başkalarının kabul edilemez bulduğu belirli görüşlere sahip olmaktan kaynaklanır.
Dünyaya yanlış taraftan bakmamız ve bakış açımızı değiştirip ona diğer taraftan yani dışarıdan değil içeriden bakarak doğru cevabı bulabilmemiz gayet muhtemeldir.