Eee, ne olacak şimdi ha?
Diye soru sorarak başlıyor kitap. Ve bi kısır döngü gibi yazar sormadan siz, siz sormadan yazar sormaya devam ediyor sürekli. Birbirinizin eksiklerini tamamlayan iki ayrı parça halinde hareket ediyorsunuz. Sonra mı? Sonra durup şu soruyu soruyorsunuz kendinize;
-Eee, ne olacak şimdi ha?
Toplumun ve bozuk düzenin bize dayattıklarına bir de otomatik portakal gözüyle bakalım dedik;
Kötü olacaksın, kötülüğün dibini yaşayacaksın, yetmeyecek yaşatacaksın. İnsanoğlunun kendine has, tüyleri diken diken edecek o pis ve kötü kokusunu sırtına giyinip ortalıkta gezeceksin. Herkes senden nefret edecek. Korkacak, sen dahil.
Sonra iyi olmayı deneyeceksin veya iyi olmaya zorlanacaksın ama unuttuğun, unuttukları bir şey olacak: İNSAN oluşun...
Kitabın ortalarındayken Yaşar Kemal'in komple kitabın özeti niteliğinde şu sözlerine denk geldim:
“Niçin bu kadar öldürmeyi, yok etmeyi, parçalamayı seviyor insanlar.? İnsan yumuşak başlı, iyilik dolu bir yaratıktır, ağız dolusu gülen, yürek dolusu ağlayan, iliklerine kadar duygulanan, seven bir yaratıktır insanoğlu… Bu öldürme, yok etme, öfke, öç, sevgisizlik neden.? Niçin koparıyorlar çiçekleri.? Birisi tok da yüz bini niçin aç, o tok da bu kadar gözün altında, öfkenin içinde iflah oluyor mu.? Tok olan niye bu kadar ahmak.?”
Eee, ne olacak şimdi ha?
Ne olacağı çok bariz arkadaş, bir ileri iki geri sonra dönüp bir bakıcaz ki; aynı yerdeyiz...
Tanıdık geldi mi size?