Hazırlık sınıfı dediğimiz şeyin mantığı nedir? Bir ülkede gidilen okulun eğitim verdiği dili öğrenmektir. Yani anadili. Türkiye'de ne? Türkçe. Ama hazırlık sınıfında İngilizce öğretiliyor. Neden? Bu sorunun cevabı 1945-52 dönemindeki ABD ile ikili anlaşmalarda. Ben de dahil olmak üzere öğrenciler kendi vatanlarında yabancı öğrenci konumuna sokuluyor. Hazırlık sınıfını Türkiye'nin dışından gelen öğrenciler için, yani anadili Türkçe olmayan öğrenciler için koyacaksın. İşte o öğrenciler hazırlık sınıfında Türkçe öğrenecekler. "Tarzanca" değil.
Oktay Sinanoğlu her şeyi, ama her şeyi Türkçe'ye bağlıyor. Millete aşılanan aşağılık duygusunun, beynin her yerinde adeta bir pranga olduğunu düşünüyor. Ki haklı da. Yazdıklarını okuduğunuzda haklı olmadığını düşünecek hiçbir Türk vatandaşı tanımıyorum. Ya da onlar Türk değildir.
Önce kendimize sonra etrafımıza bir bakalım. Haberlerde, sokaklarda, dükkan isimlerinin olduğu tabelalarda. Her yerde İngilizce kelimeler. Neden? Çünkü seçkin (elit) bir mekan olduğu izlenimi vererek müşteriyi tavlayacak. Müşteri de kendini seçkin birisi sanacak. Asıl ezik olan onlar aslında.
Kaçımız -sayısız kelimenin İngilizce'de karşılığı bile olmayan- Türkçeyi gerçekten hakkını vererek kullanıyor? Araya İngilizce kelimeler sıkıştırmadan? "Türkçe'sini söylersem ezik damgası yerim" diye düşünüyorsunuz değil mi? Dert etmeyin. Bu kitabı okuduktan sonra Türk olduğunuz ve Türkçe konuştuğunuz için gurur duyacaksınız :)
"Tavus kuşu gibi süslenmek isteyen bir tavuk bize gülünç görünür ve deli duygusu verir. Fakat doğada böyle aptal tavuklar yoktur. Gariptir ki bu gibi haller sadece insanlarda gözlemlenmektedir. Bu gibi kişiler yabancı dillerden ne kadar çok sözcük kullanırlarsa kendilerini o kadar 'kibar ve aydın' sayarlar." - Ord. Prof. Gerhard Kessler.
Oktay Sinanoğlu'nun hangi kitabını okursanız okuyun; önce Türk olduğunuz için göğsünüz göğe kadar kabaracak, sonra ah çekmekten kanserin ilk tohumlarını ekeceksiniz...
Hedef TürkiyeOktay Sinanoğlu · Bilim & Gönül Yayınevi · 20151,604 okunma
Kitaba o kadar sevinçli, umutlu ve istekli başlıyorsunuz ki; hiç bitmesin istiyorsunuz. Atatürk'ün gündelik yaşamındaki muhabbetlerinden karakter analizini ister istemez yapıveriyorsunuz. Sayfalar ilerledikçe 1938'e doğru yaklaşmanın verdiği hüzün, kitabın yapraklarını ağırlaştırıyor... Her sayfayı çevirişinizde kitaba başlamadan önceki umut ve şevkinizi mumla arıyorsunuz adeta...
"Ben, sözünü edeceğim olayları tarihtir diye anlatmayacağım. Bu, gelecek nesillerin işidir. BENİM YAZDIKLARIM TARİH GERÇEKLERİNİ AYDINLATACAK BİR KAYNAK OLURSA NE MUTLU BANA." -Kılıç Ali. 1919'dan Atatürk'ün ölümüne kadar yanında bulunmuş, zamanında bizzat Atatürk tarafından güney doğuya kolordu komutanı olarak gönderilen ve -başta Fransızlara olmak üzere- şanlı savunmasından sonra Maraş, Antep, Urfa'nın isimlerinin bugün Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa olmasının nedenidir bu adam. Asıl adı Emrullahzade Asaf olan Ali'nin soyadını da bizzat Atatürk vermiş. Ali KILIÇ (1888 - 1971)