Mustafa Kutlu’nun Mavi Kuş adlı hikayesi tür olarak hikâye ile roman arasında kalmış bir yerdedir. Bunu Mustafa Kutlu eserinde şöyle dile getirir: “Bu hikâye ile roman arasında bir kitap. kayda-kuyda bağlı. Girişi-gelişmesi-sonucu var. Alt yapısı-üstyapısı, çatısı bacası var. Göstereni, gösterileni, imi, timi var.” (s.17) Çok uzun bir hikâye olan Mavi Kuş taşra kentinden tren istasyonuna yapılan otobüs yolculuğunu anlatır.
Kutlu bizi adeta bir film sahnesinin içine çekiyor fakat üçüncü şahsın anlatımını tercih etmiyor ve zaman zaman okuyucuyla diyaloğa geçiyor. Bu yönüyle kendini her zaman hissettiriyor. Fakat üslubundaki samimiyet, okuyucunun anlatıcı arkasında rahatlıkla sürüklenmesine imkân tanıyor. Yazarın anlatımdaki samimiyetin unsurları olarak tercih ettiği dili, atasözü, deyim ve halk söyleyişlerini kullanmasını de sayabiliriz.
Hikayede geçen olaylar ekseninde bir değerlendirme yapacak olursak;
Hepimizin bir hikayesi var bu hayatta. Dünya denen bu handa birer yolcuyuz aslında. Hayatlarımız birer film sahnesi… Bazen yönetmen koltuğunda, bazen izleyici , bazen de tam içindeyiz film sahnesinin. Kanadı kırık mavi bir kuşun gölgesinde yolculuk eden kimi hasta, kimi mahkûm, kimi hayallerinin peşinde, kimi hayal kırıklığı içinde, kimi Mecnun, kimi umut kaçağı, kimi de sır yüklü valizini yüklenmiş yolcular varıyorlar film sahnesi kadar gerçek tren istasyona.
Yolculuk küçük ve sıcak, yoksul ve samimi, içedönük ve derin bir taşla kasabasında başlıyor. Bu kasabada herkes birbirini tanır, büyük bir aile gibi yaşar. Bu sıcaklık ve samimiyet mavi kuş adlı kanadı kırık otobüse de taşıdır haliyle. Mavi kuşun şoförü Deli Kenan taşranın doğallığını yansıtır adeta. Ah! Şimdilerde ne kadar da hasret çeker olduk bu sıcak ve samimi insanlara. Mavi kuş bu yolculuğunda