Bazı zihinler dünyayı yaşamak için değil, çözmek için çalışır. Her olayın altında başka bir anlam arar, her cümlenin içini deşer, her bakışı analiz eder. Bir şey olur ve sadece “olmuştur” diyemez; nedenini, niyetini, sonucunu aynı anda düşünür. Bu bitmeyen çözümleme hali bir süre sonra gerçeği yaşamakla araya mesafe koyar. Dışarıdan sakin görünürken içeride sürekli çalışan bir düşünce gürültüsü vardır. Ve en yorucu tarafı, hiçbir sorunun gerçekten kapanmamasıdır.
Bu durum tek başına olumsuz değildir; çoğu zaman farkındalık, dikkat ve zihinsel derinlikle de ilişkilidir. Ancak kontrolsüz hale geldiğinde “yaşamak” ile “yorumlamak” arasındaki çizgi bulanıklaşır. İnsan bir olayı deneyimlemek yerine onu çözmeye çalışırken, anın kendisi elinden kayıp gider. Bu da zihinsel yorgunluk, kararsızlık, aşırı anlam yükleme, duygusal uzaklaşma ve hiçbir şeye tam olarak emin olamama hissi doğurur.
Yine de bu özellik doğru yönetildiğinde bir yük olmaktan çıkıp güçlü bir düşünme biçimine dönüşebilir. Sorun, düşünmenin yaşamın önüne geçmeye başlamasıyla ortaya çıkar.