“…
Mutluydum; biliyordum bunu. Bir mutlulugu yaşarken onu kavramamız zordur; ancak o geçip de arkamıza baktığımız zaman, birdenbire biraz da hayranlıkla, ne kadar mutlu oldugumuzu anlarız…”
“…
"Patron," dedi, sen şimdi sanıyorsun ki, oturup sana,
adet olduğu üzere Girit'te kaç Müslümanın kafasını koparıp kaçının kulağını kestiğimi anlatacağım. Bunu aklından çıkar; ben bunu yapmaya üşeniyor, utanyorum. Aklımın başımda oldugu şu sırada, sana hiçbir sey yapmamış olan başka bir insana saldırıp onu ısırmanı, burnunu koparmanı, kulağını kesmeni, karnını deşmeni ve bu arada Tanrıyı da yardıma çağırmanı gerektiren bu kudurganlık nedir diye düşünüyorum; bu, Tanrı da gelip burun ve kulak kessin ve işkembe deşsin mi demektir?...
Ama, o zaman kanım kaynıyordu patron; düşünecek kafa nerde bende? Tam ve namuslu düşünceler, sessizlik, ihtiyarlık ve dişsizlik ister. Dişsiz olduğun zaman: 'Ayıp çocuklar, ısırmayın!' demek kolaydır. Ama, otuz dişin olunca... İnsan gençliğinde canavardır, evcilleşmek bilmez canavardır ve insan yer.”
…”
“…"Ölmeden Ege Denizi'ni gezen insana ne mutlu," diye düşünüyordum.
Bu dünyanın birçok zevkleri vardır: kadınlar, meyveler ve düşünceler. Ama, tatlı bir sonbahar vakti, her adanın adını mırıldanarak bu denizi yarmak... Sanırım ki, cennette bile insanın yüreğine daha fazla girebilecek başka bir zevk yoktur…”