Kitaptaki salgın teması, son yaşadığımız salgının izleriyle birlikte, bizi içine çekiyor. Salgın psikolojisinin insanlar üzerindeki farklı tezahürlerini görmek mümkün. Tüm bunları okuyunca çarpıcı bir şekilde görüp fark edeceğiniz üzere, salgını anlatmayı bir kenara bırakıyorum.
Bu kitapta özellikle irdelemeye değer birkaç bölüm gözüme çarpıyor. Bunlardan birincisi Tarroux'nun gönüllü olarak sağlık kollarını kurmaya karar verdiği bölümdür. Buradaki bu fedakarlık örneği gözler önüne serilirken devreye "anlatıcı" girer. Anlatıcı araya girme ihtiyacı duyar çünkü, bu konuya dair herhangi bir kahramanlık güzellemesi yapmayı reddeder. Şayet Doktor Rieux de, Tarroux da, üzerilerine düşeni yapmaktadırlar. Kitabın sonunda öğreniyoruz ki aslında anlatıcı doktorun ta kendisi, Rieux. Rieux bir doktor olarak, yaptığı işi bir kahramanlık için yapmadığını, görev bilinci ve ahlak duygusu ile yaptığını bize dolaylı olarak ima ediyor. Ayrıca kendisinin ağzından da dürüstlük nedir sorusuna yanıt olarak şunu duyuyoruz: "Genel anlamda bilmiyorum. Ama benim durumumda mesleğimi yapmaktır." Bir hekim olarak, meslek ahlakının böyle gözler önüne serildiği bir karakterle bağ kurmamak elde değildi.
Bir başka dikkatimi çeken nokta, Yabancı romanına olan göndermeydi. Cotard'ın takıldığı ortamın birinde, figüranlar kendi aralarında bir Cezayirlinin öldürdüğü Arap üzerine konuşulur. Yabancı'yı okuyanlar bu ayrıntıyı hemen fark eder.
Kitabın fikir olarak en yoğun olduğu bölümünde de aslında Yabancı romanındaki fikir esintilerini hissetmek mümkün. Bu bölüm bence şüphesiz, Tarroux ile Rieux'nün terastaki konuşmasıdır. Tarroux'nun hayat hikayesini dinleriz; babası bir ağır ceza hakimidir, birgün oğlunu duruşmaya götürür, Tarroux bu duruşmada bir mahkumun idama çarptırıldığına tanıklık eder. Bir