“…Zevk alıyor, onun için hiç tanımadığı bir insandan farksızım, beni bir anda içinden çıkarıp attı;
yeryüzündeki tüm bilinçler de beni attılar, kurtuldular. Tuhafima gidiyor bu. Oysa var olduğumdan eminim, burada bulunduğumu biliyorum.
"Ben" deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum.
Öyle unutulmuşum ki kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan tüm gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece. Yavaş yavaş, uzun uzun esniyorum. Kimse. Antoine Roquentin, kimse için yok. Soyut bir şey o. Bilincimde kendimle ilgili ufacık, soluk bir anı salınıyor. Antoine Roquentin... Birden "ben" soluklaşıyor, soluklaşıyor, işte söndü.
Pırıl pırıl, hareketsiz, bombos bilinç, duvarların arasına konulmuş; kendi kendine sürüp gidiyor. Kimse yok bu bilincin içinde artık.
…”
“…Daha Bouville’den ayrılmadım fakat şimdiden burada değilim. Bouville susuyor. Bana zerre aldırmaksızın eşyasını, bu akşam ya da yarın yeni gelenlere taptaze sunabilmek için derleyip düzenleyerek örten bu kentte hâlâ iki saat kalmak zorunda olduğum garibime gidiyor. Her zamankinden daha fazla unutulmuş hissediyorum kendimi.
Birkaç adım atıp duruyorum. İçine düştüğüm bu
topyekûn unutuluşu tadıyorum…”
“…Kütüphanedeki bazı kitaplar kırmızı bir çarpıyla işaretlenmiştir, cehennemin ta kendisidir onlar. Gide' in, Diderot’nun, Baudelaire’in yapıtları ve tıp kitapları bunların arasındadır…”
“…
Ona ne söyleyebilirim ki? Yaşamak için herhangi bir
neden biliyor muyum? Ben onun gibi umutsuz değilim çünkü beklediğim fazla bir şey yoktu. Ben daha çok...bana verilmiş, hem de bir hiç için verilmiş hayatın karşısında şaşırmış haldeyim…”
“…”Daima stoacilar gibi davranmak budalalıktan başka bir şey değil, boşuna harcamış olursun kendini.”
“Bazen stoacıdan fazlası olmak gerekiyordu. Seni ilk öptüğüm anı hatırlamazsın tabii.”
..”