Yukio Mişima'nın önemli eserleri arasındaki Bereket Denizi adlı dörtlemenin ilk kitabı olan Bahar Karları serinin arkaplanını anlamak açısından büyük bir önem taşıyor. Romanın ana karakteri henüz 19 yaşında ve tıpkı Dorian Gray'den duymaya alıştığımız göz kamaştırıcı güzelliğiyle tanınan bir genç aristokrat olan Kiyoaki Matsugae. Romandaki güçlü karakter betimlemeleri ve psikolojik tahlillerden yola çıkılarak ana karakterimiz kendi güzelliğine doyamayan ve duygularından başka hiçbir şeyi odak noktası yapmayan bir narsist olarak karşımıza çıkıyor. Mensubu olduğu aristokrat ailenin nüfuzundan ötürü iyi eğitim veren kurumda okuyup aynı zamanda görkemli malikanelerinde kişisel eğitmeninden ahlaki rehberlik görmesi beklenen genç adamın babasının Marki unvanına yakışır bir hayat sürememesi aile için hep bir sorun teşkil etmiştir. Matsugae ailesi köklü bir soyluluğa sahip olmaksızın tamamen Meiji Restorasyonu'nun akabinde nüfuz edinen; tabiri caizse "sonradan görme" bir aristokrat ailesi olduklarından çocukları Kiyoaki'yi küçük yaşlarından itibaren gerçek bir soylu olan Kont Ayakura'nın evine görgü, protokol ve saray adabı üzerine iyi bir eğitim alabilmesi adına gönderiyorlar. Ancak, tüm bu eğitimlere ve Marki Matsugae'nin baskılarına rağmen Kiyoaki sert ve aksiyon alan bir erkek olmayı reddeder. Kırılgan, duygularına haddinden çok fazla ehemmiyet gösteren, estetik kaygıları olan biri olarak heteronormatif erkeklik anlayışına adeta karşıt bir figür oluşturur. Akademide de başarı gösteremeyen Kiyoaki'nin sosyal yaşantısı da Honda Şigekuni adında oldukça realist, soğukkanlı ve Kiyoaki'nin zıttı bir karaktere sahip olan arkadaşından ve narsist kişilğinin erişilmez aşk nesnesi olan Satoko'dan ibarettir.
Kiyoaki her ne kadar romanın alt metnini anlamak için en