Dünyaya gelmenin nedeni koca Tanrı’yla karşılaşıp konuşmak; derdini, içini dökmek değil ki!
Bu tür saçmalıklar kişinin yüreğindeki iyilik kırıntılarını hemen yutar…
Bir kapının eşiğinden geçtiğimiz anda her şeyi geride bırakabilseydik keşke. Kapıyı ardımızdan kilitlediğimiz anda bütün kötülükler ve uğursuzluklar dışarıda kalabilseydi ne güzel olurdu. İnsan her kapıya böylesi bir umutla elini uzatır ama unuttuğu bir şey var, o karanlık, vücudunun her bir hücresine ve ruhuma sirayet etmiştir bir kere.
Kader bizi bir yere çağırdığında buna karşı koyacak gücümüz kalmıyordu ve genellikle gitmeyi arzu etmediğimiz yerlere yazgımızın zoruyla gidiyorduk. Gerçekten böyle miydi ? Yoksa arzularımızın peşinden gittiğimiz halde, sonunda acılarla karşılaşınca, saf suçu üzerimizden atmak için bizi oraya kaderin çağırdığını mı iddia ediyorduk ?
Bu dünyada değiştirebileceğimiz ve değiştiremeyeceğimiz şeyler vardı.
Ve en acıklısı şu ki: Ben ikisini hep birbirine karıştırıyordum.
Gitmek o kadar kolay değildi.