"Pal Sokağı Çocukları arasında cesur biri yok ha! Başka kimse yoksa bile, şu an ben buradayım! Küçük asker Nemecsek! İşte buradayım! Toplantınızı başından sonuna dinledim! Bayrağımızı kurtardım! İşte buradayım! İstediğinizi yapabilirsiniz bana! İsterseniz döversiniz! Bayrağı isterseniz elimden çeker alırsınız! Ama benim rızamla bu bayrağı size uzatmayacağımdan emin olabilirsiniz! Hadi, hadi istediğinizi yapın! Buradayım, tek başımayım! Siz ise on kişisiniz, hatta daha da çoksunuz!
"Seni az seviyorum" dedi Derdâ.
"Ben daha az" dedi Derda.
Bir daha da konuşmadılar...
Bir ara, duvardaki işareti izleyip düşündüler: Oğuz Atay'la başlayanın Oğuz Atay'la bitişini.
Follia adındaki sonsuz melodinin eşliğinde
Birbirlerine son kez bakıp uyudular.
Ölümüne.
Seksen yaşındaydı.
İkisi de.
Birlikte olabilmek için kırk yıl,
Birlikte ölebilmek için de
Bir kırk yıl daha
Yaşamışlardı.
"Follia", XVI. yüzyıl
...ve daima...
Korkuyu Beklerken'deki öyküleri anlatması istense, beceremezdi. Ne adlarını sayabilir ne de konularını sıralayabilirdi. Çünkü ne o kadar kelime vardı zihninde, ne de o kelimeleri taşıyacak düşünceleri. Ama dediği gibi, ölene kadar oradaydı. Hatta öldükten sonra bile... Orada... Daima... Gökyüzü ya da başka boyutların görünmez bir katmanında, yan yana, iç içe, iyilik ve adı konmamış bir huzurla harçlanmış biçimde... Bilmekten öte hissetmekle gidilen bir yerde. Enstrümanların adı bilinmese de, hayatta ilk kez duyulan klasik müzikten sulanan gözlerin yağmur damlası olup ışığı yedi renge böldüğü bir yerde... Cehalet ve bilgeliğin hiçbir anlam ifade etmediği bir yerde... Oğuz Atay nerede duruyorsa, orada... Tutunamayıp nereye düştüyse orada... Belki de düşmeyip yerçekiminden muaf olduğunu fark ettiği anda... Tutunarak değil, uçuşarak gittiği yerde...
O gece, iki mezar arasında uyudu Derda. Menekşeleri okşaya okşaya...