Burada sadece ben varım. Belki biraz bencilce ama bence tüm bu alıntılar ve incelemeler; yaralarımın ilacı, derinden hissettiğim rahatsızlığın veya beni uykumdan alıkoyan o düşüncelerin bir yansıması. (Tuğçe)
‘ Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar. ‘ diyerek bir giriş yapıyor Sadık Hidayet. Ben bu başlangıcın üzerine oturup saatlerce düşünebilirim. Sadık Hidayet ilk böyle sesleniyor bize. Buradan belli kitabın ne kadar derin olduğu. Derdi var kendisinin, hatta derdi değil dertleri var, karşı koyduğu bir şeyler var, kopukluk var kitapta. Bir kaçış var. Büyüdüğü toprakları, aynı sokakta yaşadığı, hayatının belli bir döneminde her gün gördüğü yüzleri eleştiriyor Hidayet ve bunu öyle bir üslup ile yapıyor ki kendisini benim okuma listemde başa çekiyor.
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,6bin okunma
“Kral’a hizmet ettiğimden emin değilim” dedi Kral’ın başbakanı. “Ya da böyle bir niyetim olduğundan. Kimsenin hizmetçisi değilim. İnsan kendi gölgesini taşımalı...”
Karanlığın Sol EliUrsula K. Le Guin · Ayrıntı Yayınları · 20213,967 okunma
“İnsanlar her şeyi hem kendileri, hem de başkaları için zorlaştırıyorlar. Yine de,” dedi, “bir dağı aşmak zorunda olan bir seyyah gibi bu konuda susmak en iyisi; elbette dağ olmasa, yol çok daha rahat ve kısa olur;ama sonuçta orada ve aşılması gerekiyor!”
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150bin okunma
Sessiz ol, bir şey söyleme ve “evet” diyemiyorsan “hayır” da deme, “daha sonra” de. Bu yüzden mi insanlar “belki” derler, ”evet” demek istedikleri ama sizin bunu “hayır” olarak düşünmenizi umdukları fakat aslında söylemek istedikleri, lütfen daha sonra bana bir kez daha, sonra bir kez daha sor, olduğu halde?