Zühtü

Gerçekten de Allah ile olan münasebetimizde şu iki tavır da mümkündür: Olumsuz yaklaşım olan tenzih, herhangi bir insani gerçeklikle her türlü mukayeseyi reddeder; sembolle yapılacak kıyaslama ise, bizi Allah'ı (kavramın nesneyi tarif ettiği gibi) tarif etmeye değil, onu sınırlandırmaya götürür. Allah'ın sadece aşkınlığını (müteal oluşunu) ilan etmek, O'nu Bir oluşundan soyutlamak olur. Sadece içkinliğini (mündemiç olduğunu) ilan etmekse, Allah'a bir şeyi ortak koşmak olur. Aynı anda hem birini hem de öbürünü ifade edersen, hatadan uzak kalmış olursun. (Tenzih edersen, O'nu bağlamış olursun; teşbih edersen, O'nu mahdut kılmış olursun. Eğer her iki emri birleştirir, yani teşbih ve tenzih arasını cem edersen, doğru yolu bulursun.) İbn Arabi Olumsuzlama ve sembol (tenzih ve remiz), Allah'a birliğinin aşkınlığı ve ayetlerinin içkinliğiyle yaklaşmanın tek yoludur.
Sayfa 170·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Allah'ın, yaratıcının ve fiilinin; bize ait olmayan, biz olmayan bu mevcudiyetin, bu eylemin ve bu yaratışın bizdeki bu tecrübesinden başka ve reddedilmez delili yoktur.
Sayfa 168·Kitabı okudu
Eğer Ortaçağ İslâm bilginleri dirilip de günümüzde tekrar yaşayacak olsalardı, kendilerinin kaynaklık ettiği fikirlerin ilerlemesine değil de, değerler düzeninin tamamen altüst oluşuna şaşar kalırlardı. Kendi bakış açılarının merkezinin marjinalleştiğini ve marjinalin ise getirilip merkeze oturtulduğunu görürlerdi. Öncelikler bakımından, İslâmî sıralamada eskiden ikinci sırada bulunan "ilerleyen" ilmin, Batı için hemen hemen her şey haline geldiğini; ilk ve baş bilim diye bildikleri o değişme kabul etmeyen bilgelik ilminin ise, neredeyse hiçe irca edildiğini öğrenirlerdi.
Sayfa 142·Kitabı okudu
İslâm'daki felsefi düşünce, ...dünyayı düz yatay bir çizgi istikametindeki "gelişme" olarak görmez, aksine yükseliş ve yüceliş şeklinde değerlendirir. O yüzden de geçmiş bizim arkamızda değil, aksine "ayaklarımızın altında"dır. Henri Corbin Öyleyse, bir bakıma daha yüce amaçları gerçekleştirmeye yöneltilen bilim ve tekniğin ikisi de, Rönesans'tan beri Batı geleneğinde olduğu gibi, başlı başına amaç olamaz. Batı'nın bu hastalığına "modernlik" denilmiştir. Bu hastalık, araçlar ile amaçlar arasındaki ilişkinin tersine çevrilmesinden başka bir şey değildir. Batılı bakış açısına göre, araçlar amaca dönüşmüştür. Çünkü bilim ve teknik hiç de çevreyle uyumlu değildir; bunlar artık insanın hizmetinde de değillerdir. Tam aksine, insan ve çevresi, bilim ve tekniklerin başına buyruk ve kırıp döken gelişimine tâbi kılınmıştır. Bu tersine çevrilişin neticesi, Batı'nın sahte peygamberlerinin bize insanın sınırsız bir gelişme göstereceği kehanetinde bulundukları o sanayi devriminden iki asır sonra ise olan şudur: Dünya nüfusunun yarısı basit bir hayata tutunabilmek için çırpınmakta ve 1980 yılında dünyada elli milyon insan açlıktan ölmekte...
Sayfa 140·Kitabı okudu
Genel olarak bilimlerin ve kültürün gelişmesine İslam medeniyetinin katkısının bu yönlerini biz sırf şunun için hatırlattık: Ortaçağ'ı Grek ve Roma kültürü ile Rönesans'ta ortaya çıkan kültür arasında bir parantez (dünyanın hiçbir yerinde hiçbir fikir ve ilim yapılmadığı çağ) olarak gören Batı "benmerkezciliği" (yani bilim ve fikirde her ne yapılmışsa Batı tarafından yapılmıştır iddiası) yüzünden derinlemesine saptırılmış bir bakış açısını köklü bir şekilde değiştirmenin şart olduğunu gözler önüne sermek...
Sayfa 137·Kitabı okudu