Deli kurt normalde sana gönderme yapmayacaktım ama sadece gerçekten çok pişman olduğumu ve hatta dün arkadaşımın bile objektif olarak bana değil sana hak verdiğini anlatmak istedim. Evet, gönlünü alacağım. Çünkü biliyorum ki sen ben hareketlerimi düzeltmedikçe şarkımı da atmayacak, engelimi de kaldırmayacaksın. Bazen sana söz verdiğim şeyleri tutamıyorum. Çünkü insan alışkanlıklarını bir anda bırakamıyor. Ama şu saatten sonra cidden çabalayacağım. İnsanın her gün sosyal medyada solculuk dürüstlük naraları atıp da sevdiği insana yalan söylemiş olmasını kendi ilkelerime de konduramadım. Sen zaten yalanımı yememiştin de bana yalan söylediğimi konduramamıştın ondan daha çok sinirlendin. Biliyorum. Zaten bile bile yapmama daha çok sinir oluyorsun. Sinir olduğunu bilmeme rağmen yapmama ise kat kat sinir oluyorsun. Sonra bana ceza kesiyorsun. (Bu cezanın içinde neler olduğunu biliyorum.) Bugünden itibaren gerçekten hareketlerime çekidüzen veriyorum. Değiştiğimi sana ispatlayacağım. Zaman ver sadece. Birden olmaz. Konuşma da şu şekildeydi: Ben: Hukuk okumuş adamı İtalya'ya kaçak çalışmak için gideceğimi saklayıp gezmeye diye kandırmaya çalıştım. Kaçak kelimesi yerine de mevsimlik işçi kelimesini kullandım. İdil: Aycan cami duvarına ...mişsin sen. Ben: Sorun şu ki artık gezmeye gitsem de inanmayacak. İdil: Onu baştan yalan söylemeden önce düşünecektin. Yazık adama. Bu adam sana iyi katlanıyor. Başkası olsa şimdiye bu kadar yaptığına çeker giderdi. Şüphe etme sevgisinden artık. Ben: Tamam şarkıyı atınca açacam. İdil: Aycan başlatma şarkına şimdi sen adama yalan söylemişsin hâlâ şarkı diyip duruyorsun. Ben: O da bana hakaret etti beni o kadınla kıskandırdı. İdil: Eğer yalan söylemeseydin bunların hesabını soracak yüzün olurdu. Ama sen
İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı Hatırlar bir gün bir camı açtığını, Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu, Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı... Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir. Ahmed Muhip Dıranas
Şiir
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sevmek
Bazı insanlar sevmeyi bilmezler;kendilerine hayran kalacak aynalar biriktirirler. Kendilerini büyüten her yansımayı baş köşeye koyar,kusurlarını gösteren her camı taşlarlar. Seviyorum dedikleri şey çoğu zaman bir insan değil,kendi suretlerinin başka bir bedendeki misafirliğidir. Kendilerine yakışacak aynalar arar,yanlarındakinin kavram haritasında kendilerine ait bir taht kurmaya çalışırlar. Zayıf halka sandıklarını ceplerinde taşır,güç sandıkları şey ise çoğu zaman yüreklerinde büyüttükleri egolarından ibarettir. Oysa sevmek,bir insanı kendine benzetmek değildir,onun üzerinde hüküm kurmak da değildir. Sevmek;bir çiçeğin neden açtığını bilmeden güzelliğine şahit olmak gibi,bir kuşun hangi göğe uçacağını sormadan kanadına hürmet etmek gibidir. Sadece orada oluşunu sevmektir. Sana ait olmadan,seni büyütmeden,sana hayran kalmadan,yalnızca var olduğu için.. Şeyma Öztürk
Lisede şiir dinletilerinin gediklisi...
SEVDA SOKAĞI İbrahim Sadri Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum Geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum Gecenin efkarı iniyor perde perde Sevdanın hayali vuruyor arada bir içime Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum Hani şu perdelerinde mavi kuş resimleri olan Ali bakkalın hemen yanında 17 numara O kırgın hayatın tam ortasında Hani duvarlarında hala yazılar olan o sokakta Biri gurbetin ,biri ihanetin, Biri de seni böyle sevmenin hikayesi Sevdanın camı bana bakıyor ben cama Ve bak sen şu serencama Pencere önünde menekşeler ,hatmiler Bide gece sefası, bide haytalığı adamın
Şiir
İbrahimi dinler ve Animistik inançlar
Semitik dinlerin (Yahudilik, Hristiyanlık, İslam) temelinde gökte taht kurmuş bir Tanrı figürü yer alır. Bu Tanrı insanı yaratır, ona görevler verir, onu sınar, yargılar ve sonunda onu ya ödüllendirir ya da cezalandırır. İnananlar için bu, yüce bir adalet sistemidir; ancak bu sistemin temelinde sorgusuz itaat, emir–yasak ilişkisi ve merkezi bir otorite bulunur. Tanrı bir kraldır, insan ise onun halkı. Animistik inançlar ise Semitik dinlerin aksine itaate değil ilişkiye, hiyerarşiye değil dengeye, korkuya değil şükrana dayanır. Ne cennet vaadi vardır ne de cehennem tehdidi. Kutsal, insanın üstünde değil içindedir; ağaçta, suda, hayvanda hatta rüyada. Semitik dinlerin doğa ile ilişkisi pragmatiktir: Doğa ya insanın hizmetine verilmiş bir nimet kaynağıdır ya da sabredilmesi gereken bir sınav alanı. Oysa animistler doğayı bir rakip ya da tüketilmesi gereken bir nimet değil, bir yaşam ortaklığı olarak görürler. Rüzgâr ile konuşur, geyik ile kardeşlik kurar, ağaçları dinlerler. Bilgelik gökten gelen emirle değil, ormandan gelen işaretle kazanılır. “Tanrı kimdir? Gökte oturan bir kral mı, yoksa toprağın kalbinde saklı bir bilinç mi?” sorusu bu anlayışın özünü yansıtır. Animist toplumlarda hayvanlarla ruhani ilişki kurulur. Hayvan ne yalnızca avcıyı besleyen bir besin ne de insan-dışı bir varlıktır; o, ailenin bir parçasıdır. Bir öğretmen, ruhsal yoldaş ve kutsal bir armağandır. Bu nedenle avlanma eylemi bir tür ritüel dönüşüme dönüşür. Hayvan aslında “öldürülmez”; yenen eti ve ruhu bir başka insana geçerek onunla yaşamaya devam eder. Bu anlayış, Semitik dinlerdeki “Hayvanlar size musahhar kılındı.” yaklaşımından önemli ölçüde ayrılır. Burada doğanın verdikleri değil, bizzat doğanın kendisi kutsaldır. Animistler, doğadaki canlıları birer “kişi” statüsünde görür; onlarla
bu bir araştırmadır herhangi bir toplumu kötüleme değildir
Gülbank veya gülbang; yapılacak bir işin hayırla sonuçlanması, sağlık, esenlik, başarı veya şükür amacıyla toplu halde okunan, belirli bir ritmi ve kalıplaşmış ifadeleri olan dualara verilen isimdir. Kelime anlamı olarak "bülbül sesi, güzel ses, zafer narası" gibi manalara gelir.Gülbank duası hakkında öne çıkan bazı özellikler şunlardır:Okunuş Şekli: Genellikle yüksek sesle, ahenkli, secili (iç kafiyeli) ve melodik bir yapıda okunur. Duanın sonunda genellikle "Allah, eyvallah", "Hû" veya salavat getirilir.Kullanım Alanları: Geleneksel Türk ve Osmanlı cemiyet hayatında, özellikle tekkelerde, tarikat ayinlerinde, esnaf toplantılarında (ahi teşkilatı) ve yemek dualarında sıkça kullanılmıştır.Günümüzdeki Yeri: Günümüzde en yaygın örneklerini Alevi-Bektaşi cem ibadetlerinde (cemselâm, lokma duaları vb.) ve bazı büyük camilerde (özellikle Cuma namazı öncesi müezzinler tarafından okunan dualarda) görmek mümkündür.Detaylı metin yapıları ve ritüeller hakkında bilgi almak için TDV İslâm Ansiklopedisi kaynağını inceleyebilirsiniz. Gülbank duası, tek bir kalıplaşmış metinden ibaret değildir; okunduğu yere, amaca ve geleneğe (Alevi-Bektaşi, Mevlevi, Yeniçeri/Mehter, Cami müezzinliği) göre farklı sözleri ve çeşitleri bulunur. Gülbankların ortak özelliği, genellikle ritmik, kafiyeli (secili) bir dille yazılması ve katılımcıların aralarda yüksek sesle "Allah Allah" demesidir. [1, 2, 3, 4] Kullanım alanlarına göre en bilinen gülbank sözleri ve örnekleri şunlardır: ## 1. Alevi-Bektaşi Geleneğinden Genel Gülbank Örneği En yaygın olarak cem ibadetlerinin başında, sonunda veya yemeklerden (lokmalardan) sonra okunan standart bir gülbank şu şekildedir: "Bismişah, Allah Allah! Akşamlar hayrola, hayırlar fethola, şerler defola. Müminler ber-murat ola, münkirler matola, münafıklar berbat
1000Kitap