Ne kitaptı be ! Bu da benim gözümden
Puan vermedi·704 syf.··
2026 22. kitabı
‎Suç ve ceza romanı dünya edebiyatının neredyese en popüler romanlarından biridir. Peki ama neden? ‎ Romanın baş kahramanı Rodion Romanovic Raskolnikov kız kardeşi ve annesinden uzakta, başka bir şehirde ; köhne , ıssız ve yoksulluk akan bir binada kiraladığı bir odada ; hukuk öğrencisi olarak eğitim görmekteydi . Lakin yetişmeyen kira, çıkmayan okul masrafları, bu yokluktan ve cefadan bir türlü çıkamayan ve neredeyse eğitimini bile fakirliği sebebiyle yarım bırakmak mecburiyetinde kalan Raskolnikov aklının zalim oyunlarına yenilerek kendini bir anda rehineci bir kadını ve onun bu cami hâline şahit olan rehineci kadının karnındaki bebeğin canına katla derken buldu kendini. işte onu bitirn , kendine asıl zulmü yaratan bu adımı; Raskolnikovu darmaduman eden asıl şeydi. Onu bitiren asıl şey yoksulluk ya da hayatın cefası değildi .Onu asıl bitiren şey bu işlediği suçun kendi içerisinde ,kendi düşünceleriyle ,belirsizlikleriyle onu yitiren; psikolojisiydi. Zaten onu dünyada şöhretli karakter durumun getiren şey tam olarak Dostoyevskinin engin kaleminden çıkan bu melankolik zihinin içinde kopan fırtınalar ile Raskolnikovun mücadelesini ince ve sık bir şekilde okura geçirmesiydi . Romanda Raskolnikovun işlediği bu cinayeti bı türlü itiraf etmemesi ve herkesin onun katil olmadığını sanması yahut onlardan saklayabildiğini sanması onun en büyük hatalarının ve budalalığının bir simgesidir. Çünkü romanda Raskolnikovun içinde yaşadığı o kötü çıkmaz ruh halinin dışarıya o kadar vurulmuş bir haldeydi ki herkes artık onun cani bir katil olduğunu biliyor fakat kimse ona bunu açamıyordu . Çünkü Dostoyevski yan karakterlerini kullanarak toplum tarafından Raskolnikova , artık edilen her imanın altında onun katil olduğunu bildiklerini anlamasını ve onun itirafa doğru sürükleyen
Duygu ve Düşünce
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:43
Dün dışarıda daha ılık bir hava vardı. Ağaçların hışırtısı, toprağın kokusu ve börtü böcek arasında bir günü daha geride bırakırken düşündüm. "Sözcükler olmasaydı yaşamım eksik olurdu." Belki de yüreğim zamanın içinde gezinmeyi seviyor. Çünkü yaşam yalnızca bugün yaşananlardan ibaret değil, geçmişle şimdiyi aynı kalpte buluşturan uzun bir yolculuk... Öner Yağcı'nın Kir kitabını büyük bir zevk ve merakla okudum. Yazar, Alevi-Bektaşi kültürünü öyle canlı ve etkileyici anlatılıyor ki, okurken yalnızca bir roman okumuyor, nerdeyse başka bir zamanın içine giriyorum. Örneğin, çiğdem şenliğini ilk kez bu kitap aracılığıyla öğreniyorum. Hıdırellez kutlamalarını anlattığı sırada bir an kendimi o yüzyılda yaşamış gibi duyumsuyorum. Özellikle cem sırasında söylenen deyişler, aşıkların bağlama eşliğinde söyledikleri sözler beni çok etkiliyor. İnsan kimi kez bir ezgiyle ya da sözle yüzyıllar öncesine yolculuk edebiliyor. Kitaptaki cem betimlemeleri yalnızca bir ibadeti değil, aynı zamanda ortak yaşamı, dayanışmayı ve kültürel belleği de anlatıyor. Alevi geleneğinde insanların önce birbirinden rıza alması, ardından kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı olmaksızın herkesin “can” kabul edilmesi bana oldukça anlamlı geliyor. Herkesin eşit görülmesi, birlikte ibadet edilmesi ve 12 hizmetin belirli sorumluluklarla yürütülmesi, güçlü bir toplumsal düzen ve dayanışma duygusu taşıyor. Araplar, Türklerin anayurdu olan Orta Asya’yı işgali sırasında cami ve namazın dışındaki ibadetleri yasakladığı için cem gizli yapılıyor. Kadın erkek bir arada ibadetin Arap kültüründe olmamasından, yaşamın her alanında olduğu gibi ibadette de erkeğin yanında bulunan Türk kadınını kendi değerlerine göre yargılayan, kadını sadece zina aracı olarak düşünen Araplar bu olayı farklı yorumluyor. "Mum söndü" iftirası,
Edebiyat
KirÖner Yağcı · Cumhuriyet Kitapları · 20095 okunma
Reklam
Puan vermedi·560 syf.··
2026 4074. kitabı
Sonunda seriyi bitirdim ve maalesef benim için beklentilerin çok altında kalan bir final kitabı oldu. Açıkçası 200-250 sayfada rahatlıkla anlatılabilecek bir hikâyeyi 560 sayfaya yaymak bana oldukça gereksiz geldi. Kitap boyunca gün gün ilerleyen anlatım bir noktadan sonra iyice tekrara düştü. Sürekli aynı sorunlar, aynı konuşmalar ve aynı döngüler içinde dönüp durduk. Bir ara gerçekten "artık bir şey olsun" diye sayfa çevirdiğimi fark ettim. Bitmesi gereken yerde bitmeyen kitaplardan biri oldu benim için. Serinin genelini düşündüğümde de fikrim değişmedi. Bana göre fazla abartılmış bir seri. İnsanların neden bu kadar sevdiğini hâlâ anlayabilmiş değilim. Benim için serinin en iyi kitabı ikinci kitaptı, onu da çok büyük bir hayranlıkla değil, severek okumuştum. İlk kitaptan zaten hiç hoşlanmamıştım. Bu son kitap da beklentilerimi karşılayamayınca seriyi genel olarak vasat bulduğumu söyleyebilirim. Bu kitapta üç kardeşin ortancası olan Cal'ın hikâyesini okuyoruz. Açık konuşacağım; Cal karakterini hiç sevemedim. Belki geçmişi zordu, belki babasından yıllarca psikolojik şiddet gördü, belki sürekli aşağılandı ama yine de karaktere karşı bir sempati geliştiremedim. Çünkü benim sevemediğim karakter tiplerinden biri tam olarak buydu. Sorunlarıyla yüzleşmek yerine kaçan, mücadele etmek yerine pes eden ve çözümü alkolde ya da başka zararlı alışkanlıklarda arayan karakterlerle bağ kuramıyorum. Cal'ın yaşadığı şeylere üzülmedim demiyorum. Elbette zor şeyler yaşamıştı. Ama sürekli aynı döngünün içinde kalması beni çok yordu. Kendini yetersiz hissediyor, sonra kaçıyor. Bir hata yapıyor, sonra yine kaçıyor. Bir şeyler yoluna girecek gibi oluyor, sonra yine aynı davranışları sergiliyor. Bir noktadan sonra karakter gelişimi görmek istedim ama bunu yeterince göremedim. Özellikle Lana'yı
Son TeklifLauren Asher · Olimpos Yayınları · 20231,316 okunma
Spoiler!
10/10
·384 syf.··
2026 1. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 05:15
Ve çarpışan arabalara geldiğimizde görevliye iki adet bilet uzattı. "Neden?" diye sormadan edemedim. "Çünkü kontrolü bırakmalısın,"dedi."Bazen sadece çarparsın,gözünü kapatıp bir yerlere sürersin ve bazen hiçbir yere varamazsın.Buna yaşamak denir,Kylie." Ophelia valley'i,sırlarını,karakterlerini çok özlemişim.Nagi'nin neredeyse her kitabını okumuş biri olarak en sevdiğimin bu seri olduğunu kabullenemiyordum çünkü çok daha uzun serileri vardı ve onları daha çok sevmem gerekir diye düşünüyordum daha uzun oldukları için.Bu kitapla bu serinin en sevdiğim olduğunu kabullendim. Ben saklambaç ve sobeyi okurkende Kylie'den hiçbir zaman nefret etmemiştim.Ansel'in bu sefer peşine birini taktığında da.Zarar gelmesini istemiyordu,Dylan'ı istiyordu.Ansel ne kadar yalnızsa Kylie de o kadar yalnızdı.Dylan kasabadan gittiğinde,olaylar bittiğinde hiçbir arkadaşına söyleyemediği bir şekilde rehabilitasyonda kalıyordu ve bunu öğrendiklerinde bile Maddie kendilerine yalan söylemiş olmasını mesele haline getirdi.Kylie'nin orada kalıp onlara söyleyemecek kadar yalnız olduğunu değil.Dylan'dan hoşlandığı için hep suçladılar ama kimse Henry'i Maddie'den -yakın arkadaşının eski sevgilisinden- hoşlandığı için suçlamadı. Kylie'nin belki kendisine ve diğerlerine itiraf edebildiği tek şey Dylan'dan hoşlanmasıydı ki bence bu konuda kendi de yanılıyordu.Ailesinin o çocuğa olan hayranlığını kıskanıyordu.Babasını yenilmez bir rakip olarak görüyordu ve Dylan Kylie'nin babasını satrançta yenmişti.Kylie'nin dediği gibi küçük bir şeydi ama Kylie babasının yenilmez olmadığının orada farkına varmıştı.Orada küçük bir açık görmüştü ve bu yüzden Dylan'a hayrandı. Ansel ve Christopher'a gelelim.Ben ilk iki kitapta ikisini yakıştıramıyordum ve bence bu kitap biraz onu kanıtladı. "Christopher'ı seviyorum
KörebeN. G. Kabal · Dex Kitap · 2025104 okunma
Ne Tam Bilim Ne Tam İnanç: İki Cami Arasında Bir Gelişim Kitabı
6/10
·232 syf.··
2026 40. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 12:50
Kitap hem bilimsellik iddia ediyor hem de dini kıssalar ve kaderci bir sabır öğretisi sunuyor.Verdiği bilimsel örneklerde bütünlük olsa tamam diyeceğim fakat mesleği psikolojik danışmanlık olan yazar aldığı eğitimle bilimsel olarak a yaklaşmak isterken insanı kendi kaderinin mimarı yapmaya çalışıyor, kitapta sunulan bazı tasavvufi yaklaşımlar ise tam teslimiyeti öğütlüyor. Kendi yazdıklarında tezatlığa düşüyor. Bu iki zıt felsefi kutup, kitapta derinlemesine çözülmeden yan yana bırakılarak başka bir olayın anlatımına geçiyor daha sonra da. Tasavvufi yaklaşımlarla desteklenmesi ben de puanı bir tık yüksek kıldı fakat belirttiğim gibi kendi içinde çok çelişkiye düşen bir yazar olmuş harmanlamaya çalışırken de ifadeleri birbiri arasında kavga ederek,anlatımı yaralıyor.Rahatsız olduğum diğer nokta ise yazarın, okuyucuyla eşit bir yerden konuşmak yerine, sürekli ne yapması veya nasıl düşünmesi gerektiğini söyleyen "bilge öğretmen" rolünü üstlenmesi oluyor. Bu da didaktik (öğretici) tonda, emir kipleri modunda şunu yap,bu böyle olsun şeklinde, tavsiyeleri tek çizgide yapması kitaptan soğutabilir ki bana bu yüzden de asla akıcı da gelmedi. Kitaba yüzeysel bakacak olursak da tarzı Miraç Çağrı Aktaş gibi. Sayfanın başına alıntı cümlelerini yazıp yorumluyor. Miraç Çağrı Aktaş'ın kitaplarını seviyorsanız ve size iyi geliyorsa, Rövşen Abdullaoğlu'nun bu kitabını da büyük ihtimalle beğenir ve benzer bir tat alabilirsiniz de. Ancak Abdullaoğlu'nda aşk acısından ziyade, hayatın genel felsefesine ve psikolojik dayanıklılığa dair daha fazla alıntı ve hikaye bulursunuz.Miraç Çağrı Aktaş'ta ise: Popüler bir sosyal medya diliyle, abi/kardeş veya arkadaş samimiyetiyle konuşur. İçselleştirmesi daha kolay ama sabun köpüğü gibi çabuk tüketilen bir tarzı vardır.Rövşen Abdullaoğlun'nun
Zor Olsa da Hayat Devam EdiyorRövşen Abdullaoğlu · Aile Yayınları · 2025836 okunma
10/10
·181 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
Kitabın başlangıcı bile Türk’ün ne kadar medeni ne kadar ileri görüşlü ne kadar ince fikirli olduğunu gözler önüne sererek ilerliyor.alparslan’ın Diojen karşındaki tutumu onun onurunu incitmemek için yanında çadır kurdurması fakar ülkesine dönen diyojenin kendi tarafında gözleri oyulması ve ölmesi melikşahın zaferi kardeşine nasip olsun diye dua etmesi takvimin yenilenmesi avrupanın ise 1582 de takvimi düzeltmesi bakın durun daha başlamadık I haçlı seferi 1096-1099: Günaha bulanan hristiyanların tövbe etmesi zengin günahkar için 4 ing altını fakir için 9 şiling bununla da yetmeyip 300 yıllık bir günahkar cezası çıkıyordu din buna bir kılıf buldu ve haçlı seferine katılacak olanların günahlarının affedileceğini duyurdu hatta ölenlerin cennete gideceği Papa II urbanus fransa’ya dönerek Clermont Konsilini topladı fransanın en önemli lideri Tolulouse kontu Raymond de Saint Gilles ve başpiskopos Adhemar de MOnteil talip oldular oluşan haçlı ordusuna katılım büyüktü kadınlar çocuklar herkes içindeydi ( nede olsa günahları affedilip cennete gidecekler ) Bizans imparatoru I Aleksios bu büyük kalabalığı istemedi çünkü geçtikleri yerleri talan edecek çok zarar vereceklerdi ki öyle de oldu .bunun üzerine Aleksios haçlılara refakatçi ordular verdi . Ağustos 1096 yılında 4 esas haçlı ordusu avrupanın değişik yerlerinden yola çıktı . 1.ordu Fransalı Franklar ordusu Vermandois kontu hugue le grand robert courteheuse ve robert flndralı loren kaynaklı orduyu gecikmeyle takip edecek 2.ordu Loren kaynaklı ordu almanyayı geçip balkanlara kuzeyden girecek aşağı loren dükü godfrey de Bouillon kardeşi Baudouin de Boulogne ve kuzeni Bourglu Baudouin 3.ordu Güney Fransalılar ordusu Toulouse kontu IV Raymond veya Raymond Saint -gilles kuzey italyadan balkanlara girip Sırbistan ve Makedonya
Türklere Karşı Haçlı SeferleriRaşid Erer · Kaknüs Yayınları · 200217 okunma
Reklam
Reklam