— …Çocuklar biraz haylaz filan amma, bahçıvanı da yiyememişlerdir artık…
— Söğütün dibinde kemük dolu…
— Lan, yise bile söğüdün dibinde mi yiyecek elin oğlu? Sen gafayı gıvırdın gayrı… Hadi yat zıbar!
— Neye öyle diyon Şadan? Bu veletler camı çerçeveyi indirmiyo mu? Geçen gün seni arabanın arka tamponuna bağlayıp sürüklemediler mi?
— Çocukdür, yapar…
Şerli bir kimse sana saldırmak isterse, o belayı, akıl tedbirlerinden başka bir vasıtayla başından savmaya çabalama; yalvarma yoluyla kurtuluş arama, çünkü onu bu kötülükten vazgeçirsen bile o, daha beter bir başka kötülük düşünür.
(Câmi, Baharistan)
Dünyada hiçbir göl, hiçbir deniz, hiçbir su Van gölünün maviliğinde olamaz. Masmavi... Deli eden bir mavilik. Ne gökyüzünde vardır öyle bir mavi, ne de başka bir yerde. Bir tek mavi uyar bu maviye. Diyarbakır ovasındaki çiçeklerin mavisi. Bir de bir camı kırıp kesitine bakın, işte o mavi.
Mescitlerin tahribi, Fahrettin'i Râzî'ye göre iki türlüdür. Birincisi binasını yıkma yönündedir. İkincisi de ahiret hayatını yok sayan zalim ve münafıklarca gerek kapatmak, gerekse çeşitli planlarla insanları camilerden uzaklaştırmakla olur. Bu durumda da, içi süslü olsa bile onlar harap demektir.