BABIALİ HATIRALARI
MAHMUT YESARİ
Mahmut Yesari Babıali'ye bir ayna tutmuştur. Bu aynadan yansıyanlar okuduğum kitabın içerisindedir. Eser beş bölümden oluşmaktadır. Mahmut Yesari'nin gazete ve dergilerde kalan çeşitli yazılardan seçilmişler.
İstanbul ve matbuat dünyasını yakından tanıyan yazar; İstanbul'da hayata tutunmaya çalışan Babıali emekçilerini, şair ve yazarları, hayatları ve eserleri ile tanımış, farklı edebi mekanlarda bulunup onlarla sanat sohbetleri yapmış, bilgi ve birikimlerini de tanıklıklar vasıtasıyla parça parça neşretmiştir. Mahmut Yesari yıllarca çilesini çektiği Babıali yayıncılık alemini anlatırken kimi eğlenceli, kimi üzücü olayları kaleme almış. Telif hakkı uğruna çekilen çilelere üzüldüm.
Çanakkale Savaşı sırasında Anafartalar'da görev yaparken tebdilihava için geldiği İstanbul'da tiyatro yazmaya başlamasını, basın dünyamızın bilinmeyen yönlerini, nam salmış kalemlerle geçmiş hatıralarını yazması o döneme ışık tutmuş.
Mahmut Yesari, yakın dostu Reşat Nuri Güntekin ile birlikte mizah dergisi "Kelebek"i büyük bir ahenk ve samimiyet içinde çıkarmış; bu dergiye hem çizimleriyle hem de kaleme aldığı yazılarla katkıda bulunmuştur. Aralarında çok tatlı bir dostluk varmış. Uyarlama olarak adapte ettiği "Fidan Zehra" adlı eseri ise Faruk Nafiz Çamlıbel tarafından pek beğenilmemiş, hatta dudak bükülerek karşılanmış. Yazarın kimi zaman hikaye ve romanlarında anlattığı karakterlerin okurlar tarafından üzerlerine alınması, ona tehdit mektupları ve serzenişler olarak geri dönmüş; ayrıca Matbuat Müdiriyeti tarafından kaleme aldığı oyunlara sansür ve yasaklar getirilmiş (her bir şeycikler yasak ve sakıncalı ).
Muhsin Ertuğrul'un Darülbedayi'den ayrılıp kendi kumpanyasını kurduktan sonra Yesari'nin eserlerini sahnelemesi ve telif hakkını kuruşu kuruşuna
Faruk Nafiz Çamlıbel’in bu eseri, Anadolu’nun tozlu yollarını ve sessiz hanlarını Türkçenin en yalın haliyle kucaklayan bir gönül borcudur. Şair, yaylı arabasıyla Kayseri’ye ilerlerken karşılaştığı kimsesiz ruhların acısını kendi kalbinde hisseder ve bu topraklara duyduğu derin hayranlığı her dizede ilmek ilmek işler.
Firari şiirine gelince, bu dizelerin ardında vatan sevgisiyle harmanlanmış hüzünlü bir kaçış öyküsü yatar. Şiir, Milli Mücadele döneminde işgal altındaki İstanbul’dan ayrılarak Anadolu’nun kalbine, yani bağımsızlık ateşinin yandığı yere koşan bir Türk gencinin ruh halini yansıtır. Şair, bu "firar"ı korkakça bir kaçış değil, aksine özgürlüğe ve öze dönüş yolculuğu olarak kurgular. Geride bırakılan sevgilinin ve şehrin yerini, Anadolu’nun sert doğası ile istiklal umudu alır. Bu eser, bir insanın toprağına duyduğu sarsılmaz bağlılığın ve bağımsızlık uğruna her şeyden vazgeçişinin dokunaklı bir seslenişidir.
Memleket edebiyatını tatmak isteyenler bu kitapta çok şey bulacaktır. İyi okumalar dilerim Faruk Nafiz Çamlıbel
Han DuvarlarıFaruk Nafiz Çamlıbel · Yapı Kredi Yayınları · 20213,528 okunma
Faruk Nafiz’in şiirlerini bir araya getiren bu eser, estetik hazzı ve edebî derinliği aynı potada buluşturan son derece kıymetli bir okuma deneyimi sundu bana. Çocukluk yıllarımda hayranlıkla okuduğum bir şairle yıllar sonra yeniden karşılaşmak, adeta zihinsel ve duygusal hafızamda saklı kalmış eski bir dostla hasret gidermek gibiydi. Faruk Nafiz’in şiir dili; ölçü, kafiye ve ahenk unsurlarını son derece incelikli bir biçimde kullanan, güçlü bir lirizme yaslanan etkileyici bir yapı arz ediyor. Böylesine samimi ve derinlikli dizelerin ardında, kuşkusuz son derece zarif ve hassas bir ruh dünyası bulunmalı.
Şairin şiirlerinde halk edebiyatının izleri belirgin biçimde hissediliyor. Yer yer destansı bir söyleyişe ulaşan bu şiirler, geleneksel halk şiirinin biçimsel olanaklarını modern şiirin duyarlılığıyla sentezleyen özgün bir estetik anlayışın ürünü gibi. Faruk Nafiz, geleneği yalnızca tekrar eden değil; onu dönüştürerek çağdaş bir poetik zeminde yeniden kuran sanatçılarımızdan biri. Şiirlerinde nahiflik, içtenlik ve lirizm ön plana çıkarken; sadelik ve doğallık da onun poetikasının temel yapı taşlarını oluşturuyor. Okuduğumuz dizeler vesilesiyle ozanımızın iç dünyasını tüm kırılganlığı ve zenginliğiyle hissedebiliyoruz.
Doğa unsurları da Faruk Nafiz’in şiir evreninde son derece merkezi bir yere sahip. Dağlar, göller, çiçekler ve kır manzaraları; yalnızca dekoratif imgeler olarak değil, duygusal atmosferi taşıyan simgesel öğeler olarak da karşımıza çıkıyor. Bu tabiat unsurları, şiirlere hem doğal bir akış hem de melankolik bir estetik kazandırıyor.
Biçimsel açıdan inceleyelim biraz da. Faruk Nafiz’in ölçü ve ritim konusundaki ustalığı takdire şayan gerçekten… Özellikle hece ölçüsünün 7’li, 8’li ve 11’li kalıplarını büyük bir başarıyla kullanarak geleneksel formu modern
Han DuvarlarıFaruk Nafiz Çamlıbel · Yapı Kredi Yayınları · 20213,528 okunma
"Bir lübbüdür cihanda elezz-i lezâizin,
Her mısra-i güzidesi Faruk Nafiz'in." demiş Yahya Kemal'imiz. Büyük üstadımızın sözünün üzerine söz ne haddimize efendim.
Faruk Nafiz Çamlıbel Cumhuriyet Dönemi en önemli şairleri arasında yer alır. Han Duvarları ise Cumhuriyet Döneminde şiirleri arasında kült kabul edilen bir klasiktir. Şiirin ünü şairin önüne geçmiş ve şair bundan sonra Han Duvarları şairi olarak anılmaya başlanmıştır.
Faruk Nafiz Çamlıbel eski bir öğretmen aynı zamanda 8, 9, 10 ve 11.Dönem milletvekilliği yapmış bir siyasetçidir. Şair aynı zamanda Behçet Kemal Çağlar ile Onuncu Yıl Marşının da sözlerini yazmıştır.
Kitapta toplam 282 şiir bulunmakta. Kitap 2 farklı bölümden oluşmakta Han Duvarları ve Bir Ömür Böyle Geçti. Her bölüm ise kendi içinde kısımlara ayrılmış. Han Duvarları kitabın ilk şiiri ve hem kitaba da ilk bölüme adını vermiş. Altında ise Memleket Şiirleri, Aşk Şiirleri, Rubailer olmak üzere 3 bölüm var. Bir Ömür Böyle Geçti bölümünün altında ise; Mustaripler, Rüzgârda Bir Ses, FNÇ in kitaplara girmemiş şiirleri bulunmakta.
Şiirlerde derin bir memleket sevdası dikkat çekmekte. Şair memleketine, Atatürk’e ve Anadolu kültürüne olan bağlılığını şiirlerine de yansıtmış. Kitapta Ulu Önder Atatürk ve gaziler için yazılmış şiirler yer almakta. Ayrıca efsanevi aşkları anlatan Çoban Çeşmesi adlı şiiri de okumaya değer.
Genel olarak düz yazı şeklinde yazılmış şiirlerden oluşmakta kitap. Kitaba adını veren ve kitabın ilk şiiri olan Han Duvarları 7+7=14’lük hece vezniyle Mesnevi biçiminde yazılmış 140 dizeden oluşmaktadır. Ulukışla’dan başlayıp Kayseri’ye yapılan yolcuktan bahseder.
Şiirde bir halk ozanından bahsedilmekte Osmanzâde Hamdi Bey. Bu ozanın dizeleri de şiir içinde kullanılmıştır. Sanki iki şiir iç içe varmış gibi görünebilir. Bazı edebiyatçılar gerçekte böyle bir ozan olmadığını Faruk Nafizin kendini ifade etme şekli olarak bu ozanı oluşturduğunu ileri sürerken bazıları ise gerçekte yapmış olduğu bu yolculuk esnasında
“Bir insanı gerçekten tanımak için bazen kendi sözleri yetmez; onu tanıyanların hatıralarına da kulak vermek gerekir.” Musa Enter: Dostlarımın Gözüyle kitabını okurken aklımda en çok bu düşünce kaldı. Sayfalar ilerledikçe sadece bir hayat hikâyesi değil, dostlukların, anıların ve bir insanın çevresinde bıraktığı izlerin nasıl anlatıldığını görmek etkileyici. Bazı cümleler var ki insan durup tekrar okuyor. Çünkü bazen bir insanın gerçek değeri, arkasından anlatılan hatıralarda saklı oluyor. Benim için bu kitap biraz da şunu hatırlattı: İnsan geride bıraktığı izlerle ve dostlarının hafızasında yaşayan sözleriyle hatırlanıyor.