Türümüzün psikolojik tarihi, bir varmış bir yokmuşumuzdaki altın çağın arayışı değil mi? Özlemlerimiz Havva’nın cennet bahçesi ya da Bacon’ın Atlantis’i gibi bir zamanlar yaşadığımız eşsiz beldeleri nasıl kaybettiğimizi anlatan efsanelerle dolu. Biz değil miyiz sevildiğimizi öğrenince “Ne kadar?” diye boğarcasına soran, bir tek bizim türümüz değil mi dünyanın halinden memnun olmayıp tarihimiz boyunca onu hep yeniden biçimlendiren, biz değil miyiz doğayı yadsıyıp, yeni sesler, yeni renkler arayıp, suretler yararan?