Can

Özneden, blinçdışından, arzudan ve fantaziden bağımsız ne okuma vardır, ne öğrenme vardır ne de yazma. Aklın kategorileri bilinçdışının kategorilerini hiçe sayıp yoluna gidemez.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Spinoza
Şimdi, lütfen, havaya fırlatılmış bir taşı düşünün; bu taş havada savrulurken düşünebilseydi ve yeryüzüne düşmek için elinden geleni yaptığını bilseydi: muhakkak ki bu taş, yalnızca kendinin bilincinde olduğu ve kendisini hareket ettiren dışsal nedenlerin bilincinde olmadığı için, kendisini tamamen özgür sanırdı ve hareketine başka hiçbir nedenden ötürü değil, yalnızca istediği için devam ettiğine inanırdı.
Alıntı
Bir şeyi istiyoruz ama kimin için?
Fantazinin radikal öznelerarasılığı, Freud'un küçük kızının çilekle ilgili fantazisinde bildirdiğine benzer en temel vakalarda bile fark edilebilir. Burada, bir arzunun doğrudan halüsinasyon şeklinde tatmin edildiği basit bir vakadan bahsetmiyoruz (çilek istiyordu, alamadı ve bunu fantazileştirdi...). Burada ortaya koymamız gereken şey, tam da öznelerarasılık boyutudur. Kritik nokta şu ki, küçük kız çilekleri nefes almadan mideye indirirken anne-babasının bu manzarayı, yani onun bundan nasıl da keyif aldığını gördüklerinde son derece memnun olduklarını fark etmişti. Yani çilek yeme fantazisi aslında anne-babasını tatmin edecek, onu arzularının nesnesi haline getirecek (anne-babasının verdiği çilekleri yemekten tamamen keyif alan) bir kimlik oluşturma girişimidir.
Sayfa 234
Alıntı
Fantezide arzu, Öteki'nin arzusudur.
Arzunun esas sorusu doğrudan "Ben ne istiyorum?" değildir, "Ötekiler benden ne istiyor?, Bende ne görüyorlar?, Ben onlar için ne anlam ifade ediyorum?" sorularıdır. Küçük bir çocuk, karmaşık bir ilişkiler ağına gömülüdür; çevresindekilerin arzuları için bir tür katalizör ve savaş alanı vazifesi görür. Babası, annesi, abi ve ablaları onun etrafında savaş verir; anne, oğluna ilgisi vasıtasıyla babaya mesaj gönderir vs. Çocuk bu rolün gayet iyi farkında olmasına rağmen, ötekiler için ne tür bir nesne olduğunu, oynadıkları oyunların tam olarak ne anlama geldiğini kavrayamaz. Fantazi, bu muammaya bir yanıt sağlar; en temel düzeyde, bana ötekiler için ne anlama geldiğimi söyler.
Sayfa 233
Alıntı
Kritik soru: Lacancı psikanalitik psikoterapinin hedefi nedir?
İlk bakışta bunun cevabı oldukça tuhaftır: Başarılı bir analiz, özneyi semptomuyla özdeşleşebileceği noktaya getirir. Bu özel bir özdeşleşmedir, çünkü semptomun gerçeğiyle özdeşleşmeyle, dolayısıyla varlık düzeyindeki bir özdeşleşmeyle ilgilidir. Bu ise analizanın daha önce deneyimlediğinin, yani Öteki ile özdeşleşme/yabancılaşmanın ve buna eşlik eden bu Öteki'ye, onun varlığına duyulan inancın tam karşıtıdır. Analitik deneyim, bu Öteki'nin ve dolayısıyla da öznenin var olmadığını açıkça ortaya koyar. İşte bu "öznel yoksunluk" en radikall ayrılma biçimidir. Analizan hem kendini Öteki'nden ayırmak hem de Öteki'nin var olmadığını keşfetmek zorundadır. Kaçınılmaz sonuç ise, Öteki'nin yokluğuna bir yanıt olarak öznenin de var olmamasıdır. Bu, öznenin gerçek varlığının (son etre du sujet) önünü açar. Bundan böyle özne yalnızca bir "Öteki'ne yanıt ya da Öteki'nden gelen yanıt" (reponse de ütutre) olarak görülmez; aksine, artık bir "Gerçeğe yanıt ya da Gerçekten gelen yanıt" (reponse du reel) haline gelir. Böy lelikle, XI. Seminer'de bildirilen se parere, öznenin kendini doğurması/meydana getirmesi fikri gerçekleşmiş olur.
Sayfa 224