Yerdeniz serisinin ikincisi olan "Atuan Mezarları"nda henüz küçük bir çocukken ismi dahi elinden alınan Tenar'ın genç bir kadın olurken yaşadığı özgürlük mücadelesi anlatılıyor. Ataerkil toplumun kadınlara reva gördüğü "karanlık" bir mezarlıkta ve belli öğretilerle yetiştiriliyor. Her şeyi öğrendiği ve her şeye gücünün yeteceği zannettiriliyor. Oysa denizi, vadileri bile bilmeden yaşıyor. En iyi bildiği şey çöl ve karanlık. Hayatı çıkmaz bir labirentten ibaret. Hayatına örülen duvarların üzerine çıkıp biraz dış dünyaya bakmak istediğinde bile cezalandırılıyor. Ve serinin ilk romanının kahramanı Ged'le karşılaştığında ona "Benim bütün bildiğim şey karanlıktır, yeraltındaki gece. Ve var olan tek şey de budur. Sonuçta, bilmen gereken tüm gerçek de budur. Sessizlik ve karanlık. Sen her şeyi biliyorsun büyücü. Ama ben bir tek şey biliyorum-tek gerçeği!" diyerek anlatıyor kendini ve yaşadığı "karanlık" dünyayı. Karşı cinse duyduğu içgüdüsel çekim de onda ilk defa kuralları yıkma ve "özgürlük" isteği uyandırıyor. Kitabın arkasında da verilen yazarın bununla ilgili tarifi "cinsellik"tir. Ve kapıdan çıkıp özgürlüğe ilk adımını attığında onun içine hapsedildiği karanlık dünya da yerle bir oluyor. Önceleri bir erkeğe, Ged'e, sığınmak istiyor; sonra geçmişinden dolayı kendini cezalandırmak... Ve en sonunda gerçek bir özgürlük için sabırsızlanıyor. Yazarın "Özgürlük ağır bir yüktür, ruhun yüklenmesi gereken büyük ve garip bir sorumluluk. Kolay değildir. Verilen bir armağan değil, yapılan bir seçimdir; bu seçim de zor bir seçim olabilir. Yol, yukarıya, ışığa doğru çıkar; ama yüklü yolcu oraya hiçbir zaman varamayabilir." diye tariflediği bir kadın için zorlu yolu tercih ediyor.
Ataerkil bir toplum düzenini gayet yerinde imgelerle, fantastik bir kurguyla anlatan yazarın kullandığı