Işe alındığımda bana söylenen; dünya liderlerini, ABD'nin ticari çıkarlarını gözeten büyük bir ağın parçası olmaya teşvik etmek. Sonunda bu liderler, sadakatlerini garanti edecek şekilde bir borç batağına saplanır. Sonra da onları politik, ekonomik ya da asker! ihtiyaçlarımız için ne zaman İstersek kullanabiliriz. Karşılığında onlar da halklarına sanayi siteleri, elektrik santralleri ve havaalarıları sağlayarak politik durumlarını güçlendirirler. Bu arada, Amerikan mühendislik ve inşaat firmaları da inanılmaz derecede zenginleşir."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Göçmenler... Rumeli göçüyordu. Sırp, Kara dağ, Bulgar, Yunan askerlerinin işgal ettiği yerlerde kanlı toptan öldür meler başlamıştı. Hayat, servet, namus her şey ayaklar altındaydı. Öldürülen, asılan, parçalanan Müslümanlardan arta kalanlar, çoluk çocuk, her şeylerini bırakarak doğuya, İstanbul’a doğru akıyorlardı. Batı bölgelerinde ise göçmenlerin kaçacak yerleri de yoktu. Ayak altlarında kalıyor eziliyorlardı.
Balkan Harbi’nde, meselâ Trakya’da, Lüleburgaz harp sahasında gördüklerini anlatan Matin gazetesi başyazarı Stefan Losannes’in “Hastanın Başı Ucunda” isimli kitabından şu sayfayı okuyalım:
“Lüleburgaz harbi dört günden beri devam ediyordu. Harbin devanı ettiği bu dört gün zarfında, Türk Ordusu Başkumandanı Abdullah Paşa(Vl umumî karargâhı olan Sakız köyünde küçük bir evde kapanmış kalmıştı.
29 ekim akşamı Dcyh Telgraf gazetesinin harp muhabiri Şmit Bartlet, uzun gezileri arasında kendisini orada tesadüfen buldu. Başkumandan açlıktan ölüyordu. Emir subayları, evin fakir bahçesindeki topraklan âdeta tırnaklanyle kazarak bir iki mısır kökü çıkarmaya çalışıyorlardı. Bu kökleri bir parça unla bulamaç gibi pişiriyorlardı. İşte 175.000 kişiye kumanda eden zatın bütün yiyeceği bundan ibaretti.
Trablus Sevkiyat Memuru Teğmen Hüsnü.
Yerde kumlara serilmiş yatan subayı görür ve Onunla ilgilenir:
— Efendim, Burada otel yoktur. Ben iki odalı bir evde oturuyorum, yalnızım. Sizi oraya davet ediyorum.
XVI. yüzyıldan beri bu toprakların devamlı hâkimi olan Osmanlı Devleti, Afrika’daki bu son vilâyet merkezini henüz bir hana, bir otele kavuşturamamıştır. Buralara İstanbul, aydın sürgün kafileleri göndermiştir, o kadar...
Mustafa Kemal doğrulur. Eve varırlar. Mustafa Kemal’in daha sonra anlattığına göre burası “toprak tabanlı” perişan bir dam altıdır.