Bukowskinin bu ağdasız dili ve anlamsız ve birbirini tekrar eden seks hikayeleri ilk başta bir yadırgamıştım. Ancak okudukça bu basit anlatımın ve seks, alkol, ilişkiler çevresinde dönen olaylar silsilesini sevdim. Yazarın bu anlamsızlık hissini vermek için özellikle bu kadar birbirini tekrar eden olaylar yazdığını bilme ve bu bilinçle okumak da kitaba bakış açımı değiştirdi. Öyle herkese kitap edecek bir yazar değil ama kesinlikle. Kitabın çoğunda nasıl seks yaptığını, şöyle sıçtığını, böyle alkol aldığından bahsediyor. Birçok olay ve görüş günümüzde toplum tarafından garipsenecek türden. Ancak güzel noktalara da değindiği için bu kitabın bir değeri var. O da inandığını yaşama cesareti. Hayatın anlamsız olduğunu bilmek ve ona göre yaşayabilmek kolay bir şey değil bana göre. Ve bu kitabı okurken şunu da düşündüm. Bukowski’nin mottosu çabalamamak üzerine ve nihilizme yakın bir noktada. Normal insanlar olarak biz ise her şeyin anlamsızlığını bilememize rağmen bazı şeyler için çabalıyoruz. Akıl olarak Bukowskiyi kabul etsem de davranışlarını yaşama alışkanlıklarından ötürü kabullenemiyorum. Ama acaba doğru diye bir şey gerçekten varsa kiminki doğru olurdu? Ben kitap boyunca Bukowski bu düzensiz hayatına yanlıştır, böyle yaşanmaması gerek diyemedim. Aksine bir yerden sonra hayata karşı umursamazlığını bir yerden sonra takdir bile ettim.
Kadınlara karşı tutumunuysa yanlış bulmadım nedeni de şu: kitapta birçok kadınla birlikte oluyor ve birçoğunu aldatıyor. Ancak buna rağmen bu kadınlar o toksik ilişkiyi bırakamıyor. Ve kendileri de bu tarz davranışlarda bulunmaya müsait. Her şeye rağmen yine de yanından ayrılamıyorlar ve yine ilgi gösteriyorlar. Kadınlar da aslında ilişkiye girerken bu önkoşulu kabul ediyor. İlişkilerde kabul etmek istemesek bir taraf kazanırken diğer
Dune Çocukları, ilk kitaptan sonra farklı bir yol izliyor ve yeni bir hikaye başlatmaya çalışırken kendince zorluklar yaşıyor. Dune serisini önceden duyan veya araştıran birini kitaba çekecek 2 konu var bence. Biri Paul Atreides diğeri ise Altın Yol. Bu kitabı Altın Yolun başlangıcı anlatan bir kitap olarak düşünebiliriz. Ancak tam olarak bu görevi üstlenememiş. Altın Yolun başlangıcını işlerken hikaye olarak çok zayıf kalmış. Kitabın başı ve sonunda ilgi çekici olaylar oluyor. Diğer yanda kitabın ortaları gereksiz ve birbirini tekrar edermiş gibi olaylardan oluşuyor. Bu da kitabın büyük çoğunluğunu okurken sizi acaba bıraksam mı diye düşünmeye yöneltiyor. Ben sürekli olay aramam ve Dune Mesihi'ni okurken de baya zevk almıştım. Ancak bu kitapta yazarın dağınıklığından mıdır nedir okurken baya zorlandım. Konusuna gelince:
Paul'un çöle gideli 9 sene olmuş. Alia Atreides imparatoriçe olarak hüküm sürmekte ve Leto ve Ganimet de 9 yaşına varmışlardır. Dune artık yağmurun bolca yağdığı, zaman zaman nemli, ağaçların bol olduğu bir gezegen olmuştur. Bu kitapta kum solucanlarının gezegene gelişi ve işleyişi hakkında yeni bilgiler öğreniriz. Kumalabalıkları başka bir gezegenden gelmiştir ve eskiden yüzeyi sulak olan Arrakisteki suları depolayarak Kum Solucanlarına dönmüşlerdir. Bu yüzden su onlar için ölümcüldür. Yani Arrakis'in bu yeni ve nemli hali gelecekte melanjın da sonu olacaktır.
Alia Atreides'in hilkat garibesi olduğu ve Baron Harkonnen tarafından ele geçirildiği iddiası, Leydi Jessica'nın Bene Gesserit oyunları, Vaiz'in Muaddib'in dinine karşı mualif duruşu ve ikizlerin komplolara karşı geldiği ve kendi yolunu çizmeleri olayları genel olarak şekillendiriyor diyebiliriz.
Diğer taraftan ise seriye Corrino Hanedanından yeni karakterler katılır. Farad'n ve Wensicia, anne-
Dune ÇocuklarıFrank Herbert · İthaki Yayınları · 20215,9bin okunma