Bittiğine üzüldüğünüz kitaplar vardır.Benim için bu da onlardan biriydi..İki satır yazmak da ben istedim bu kitaba dair..İçerisinde bolca küfür ve argo barındırmasına rağmen doğallığı bozmadığından beni rahatsız etmedi.. Neticede yayımlanmak için yazılmamış bu mektuplar.. Hayatın içindeki siyasi olaylar ve duygular mevcut, olduğu gibi yayımlanması en doğrusu olmuş..
Her gün okumak bende bağımlılık yaptı.Muhtemelen yarın okumayacağım için boşluğa düşeceğim..
Çokça sitem etse de, Leyla’sına yazmaktan vazgeçmemiş Ahmet Arif..
Duygularını tüm içtenliği,gerçekliği ve aşikarca yazması samimiyetini okuyucuya geçiriyor.. Kah üzüldüm kah yine üzüldüm.. Lakin duyguyu bana öylesine geçirdi ki olayların içerisinde sanki onların arkadaşlarından biriymiş gibi hissettim kendimi..
Tekrar okumak isteyeceğim kitabı..
Aşkı, özlemi, samimiyeti,hüznü,çaresizliği çokça bulduğunuz ve bulacağınız bir eser..
“Özlemin ağzına kilit vurmak zor, susturamasan bile dalga geçebilir, ciddiye almayabilirsin.Bunu yap bari.”( syf. 46)
“Bu, beşinci mektubum. Yine 5-1 mağlubum. Benim de mağlup olmam mukaddermiş meğer. Niye yazmıyorsun hayatım? Canevim, en aziz, en sevgili ve en bir tanem? Bu, “sen” değilsin. Kendini topla, yine “sen” ol. Hemen geleyim mi? Sana ah, bir şeyler yapabilsem, bütün derdim bu şimdi.
Şahsî dertlerimi, hastalığımı hep unuttum, bir kenara attım.”( syf. 36)
“Dellenicem Leylim. Bir dellensem gerisi önemsiz belki. Ama bunun sanısı korkunç. Böyle şey olabilir mi? Bir canda iki can yaşamak. Mutlak bir çözüm yolu var bunun. Anlat bana. Senden bir şeyler ummak... Umutların en olmazı da bu belki.Saçmaladım gene.” (syf.66)