Babamın gizlice gidişini konaktan bir tek ben gördüm. Veda niyetine kafasını çevirip konağa bakmasını dinledim. Yüzünü son bir kez görebilmeyi hayal ediyordum. Babam arkasına hiç bakmadan yokuşu indi ve gözden kayboldu. Bir tereddüt anına, küçük bir bocalamaya, ayaklarını yavaşlatan bir kararsızlığa, yolda durmasına, dönüp dönüp arkasına bakmasına, terk edilmenin küçük bir tesellisi olarak tutunabilirdim. Bir çift hüzünlü göze. Belli belirsiz titreyen bir dudağa. Yakıcı bir iç çekmeye. Son bir sevgi alâmeti görmek isterdim. Bizi gerçekten sevdiğini hissettiren bir alâmet. Kocaman bir hayal kırıklığına yuvarlanmıştım; demek ki dönüp bakmaya değmeyecek kadar değersizdik onun gözünde.
Fotoğraf biriktiren, fotoğrafların arkasına inci gibi özenli el yazılarıyla isimler, mekânlar, tarihler yazan son kadınlardı. Erken ölmekten de ölüme geç kalmaktan da korkuyorlardı; hayattan bekledikleri son şefkat, zamanı geldiğinde, huzurlu bir vedaya izin vermesiydi