Kim bilir üzerinden gittiğimiz bu yolun demirlerine kaçının mübarek kanı cömertçe saçılmıştı. Kim bilir bu bindiğim tren bunlardan kaçını bu çöl şehitliğine yüklenip getirmişti? Acaba şu dayandığım yere onlardan hangisinin hamiyetli omuzları dayanmıştı?
Ne dersiniz, 'eski ölülerin ruhları' ile buluşmuşlar mıdır?
Genel kıyafet oldukça düzgün, temiz. Yollarda yürüyüş daha düzgün, daha ağırbaşlı. Şimdilik çarpma, kol, omuz vurma, yarma, göğüs çaprazı benzeri şeyler hiç olmuyor.
Hava, sabah ve akşam pek fazla sisli olduğu halde belli başlı nezle belirtisi pek az. Zannederim ki sokakta benden başka öksüren yok...
Kahvelerde ne nargile ne de çubuk var, bu sebeple ne takır tukur ne de fosur fosur işitilmiyor.
1932 senesinde Birinci Tarih Kongresi sırasında kongre âzalarına Marmara Köşkü'nde bir çay verildi. Ben de gittim. Orada resim çekmek için münasip bir poz bekliyordum. Atatürk beni gördü. Döndü etrafını almış olan tarih profesörlerine, tarih hocalarına, "Bu memlekette" dedi. "Bütün istibdatları yıktık, yalnız şu Cemal'in istibdadından kurtulamadık. Söyle bakalım, nasıl resim çekmek istiyorsun, nerde duralım nasıl duralım?"
Temel sağlam değilse o zaman mevcut usuller kâfi gelmez, başka usuller arayalım diye aşırı sağdan usuller teklif ederler, aşırı soldan birtakım heveslere kapılırlar. Her ikisine karşı milletin tabiî hayatını, huzurunu korumak lazım.
İlerde olan tehlike, aşırı sağdadır. Görüşüm budur.