Hayat belli bir şeydi. Nasıl bu kadar belli idi bilemiyorum. Ama belliydi işte. Hayat evlenmek demekti, karı ya da koca demekti, çocuk ve ev demekti. Gerisi hep bunların etrafında, bunları sağlama almak için bir tuhaf gezinme, eşinme, kurcalanma idi. İnsanın belgeseli yapılsa seyredilemeyecek kadar gönül yorucu bir sıkkınlık verirdi. İbretler tekrarlardan, eziyetler yol dışına çıkışlardan, memnuniyetler gevrek gevişlerden ibaretti. Hayat, belki bir şey çıkar diye olmadık damızlıklar icat etme, onlardan bir şey umma ve bulamama idi. Hayat gözümde hiçbir şeydi. Birisi bana şimdi ‘Hayatım’ dese, bıçağı karnına saplarım. Hayatımmış, bütün o iltihap, bütün o kekremiş akış, bütün o durgun barlanmış su, bütün o göze çekilmiş ekşi, küflü perde, hayatım ha?