Kalbi ruhunun bilinçsiz arzuları ya da sabırsız çalkantıları arasında geçen uzun, uykusuz gecelerin yorucu, boğucu, başa çıkılamaz sessizliği sonucunda artık parçalanmış ya da dağılmış mıydı !
İki kişi birbirleri ile konuşuyorsa ve her ikisi de sonunda başlangıçta olduklarından farklı değillerse, o zaman birbiri ile konuşmuyorlardı; birbirleri ile yaptıkları tek şey kelime alışverişiydi.
Gününüzde yalnızca küçük bir azınlığın ruhsal gelişimle ilgilendiğini itiraf etmeliyim. Çoğu insanın tamamen farklı bir amacı vardır: daha fazlasına sahip olmak, daha fazla tüketmek. Yirmi yaşına geldiklerine gelişimlerini tamamladıklarını düşünürler ve o andan itibaren tüm enerjilerini bu tamamlanmış aracı iyi bir şekilde kullanmak için harcarlar. Kişiliklerinde bir değilin olursa, bu onlara yalnızca bir dezavantaj gibi görünür; çünkü insan değişirse, kalıpların dışına çıkar ve bundan on yıl sonra şu an sahip olduğu görüşe sahip olup olamayacağını ve ondan sonra nasıl ilerleyeceğini bilemez. Dolayısıyla çoğu insan büyümek gelişmek istemiyor. İstedikleri şey elde ettikleri fırsatları korumak, tadını çıkarmak, sermayeleştirmektir.
Peki insanın neden kendine güveni yoktur? Otoriteden korktuğu için değil, kendini tam olarak geliştirmediği kendi inançlarına güvenmediği için, başkalarının kendisine yardım edeceğini uman küçük bir çocuk olarak kaldığı için, tam olarak büyüyemediği, olgunlaşmadığı için ve bunun gibi birçok şey yüzünden.