Sevgili okuyan,
Hayatta bir şeyler yapmak için çok fırsatım oldu ama ben hepsini
çarçur ettim. Kendi ihmalkarlığım ve talihsizliğim yüzünden, hayat
benden kaçtı durdu ve artık mantığım benim de ondan kaçmam
gerektiğini söylüyor.
Kalmanın mümkün olduğunu hissetsem, kalırdım. Ama
hissetmiyorum. Bu yüzden kalamam. Başka hayatları da
karartıyorum.
Verecek hiçbir şeyim yok. Özür dilerim.
Birbirinize iyi davranın.
Hoşça kalın,
Nara.
Odaklanamıyorum ya da Uykum geldi dediğinde aslında sadece sızlanıyorsun. Cioran’a göre sızlanmak, iyileşmek istemeyenlerin kendi acısını kutsama biçimidir.
Eğer bu kitap uykunu getiriyorsa seni yorup sıkıyorsa bu yorgunluktan değil zihninin gerçeklerinden kaçıp unutulana sığınmasındandır. Odağının dağılması ise bir yetersizlik değil firardır; çünkü Cioran içindeki o sahte huzuru darmadağın ediyor.
İçimizdeki o peygamber yani seni diri tutan umudunu parçalıyor
can çekişirken sızlanman normal. Ama unutma gerçek uyanıklık ışığın bizzat yaraya dönüştüğü andır.
Sızlanmayı bıraktığında ve uykunun kaçtığı o yerde gerçek hikâyen başlayacak ve adım atma cesaretini göstermek kendine karşı yapacağın savaşlardan biri olacak sadece bunu fark etmen gerek . Act
İnsan beyni tam anlamıyla bir çoklu görev ustasıdır. Eğer böyle olmasaydı, sayısız işlevinin hepsini yerine getirebilmesi için otobüs boyutlarında olması gerekirdi. İç sesimizin de tıpkı beynimiz gibi muazzam bir çoklu görev ustası olduğu ortaya çıkıyor.
Beynimiz, etrafımızda olup bitenlerden kopmaya doğuştan gelen yatkınlığı sayesinde, zihnimiz içinde bir sohbet başlatır ve uyanık olduğumuz sürenin önemli bir kısmını bu sohbeti sürdürerek geçiririz.
O hâlde şu önemli soruyu sormak gerekir: Neden?
Evrim, hayatta kalmak konusunda avantaj sağlayan özellikleri seçer. Bu kurala göre, kendi kendimize konuşmanın hayatta kalmamıza bir faydası olmasaydı, bu kadar çok iç sohbet yapan yaratıklar olmazdık.
Gelgelelim, iç sesin etkisi varlığımızın öyle temel ve ayırt edilmesi güç bir parçasıdır ki, bizim için neler yaptığının çoğu zaman farkında bile olmayız.