Cansu Demircan

Cansu Demircan
@cansudemircan
kişisel kütüphanem:
Tarihin kendisi de insanı üzmekten başka bir şey yapmıyordu: Felaket yılının geldiğini, insanların mutsuz olduğunu okuyup öğreniyorsun; sonra toparlanıyor, çalışıyor, didiniyor, dayanılmaz sıkıntılara katlanıyor, emek veriyor ve daha aydınlık günlere hazırlık yapıyorsun. Sonra o günler geliyor; tarih burada azıcık dursa da biraz nefes alsa diyorsun ama hayır, yine karabulutlar beliriyor, yine her şey çöküyor, yeniden çalışmak, didinmek gerekiyor… Aydınlık günler durmuyor, kaçıp gidiyor; hayat akıyor, akıyor, yıkımların ardı arkası kesilmiyor.
Sayfa 83·Kitabı okuyor
Reklam
Kendisini aldatan ya da kendisinin aldattığı tüm gençlik umutlarına, başkalarının yaşlılıklarında bile kalplerinin atışını hızlandıran bütün o acı tatlı, aydınlık anılara tembelce el sallayarak hepsinden vazgeçti.
Sayfa 81·Kitabı okuyor
"Merakınızdan okuyun bari." "Daha önce görmediğim ne var bunda?" dedi Oblomov, "Neden yazıyorlar ki bunları? Sadece kendilerini eğlendiriyorlar..." "Niye kendilerini eğlendirsinler, gerçekçi, gerçekçi diyorum size! Gerçeğe o kadar tıpatıp benziyor ki, gülmeden edemiyor insan. Adeta canlı portre gibiler. İsterse bir tüccar, bir memur, bir subay, bir bekçi olsun, kimin hakkında yayımlanırsa yayımlansın, canlısından farksız." "Ne için didiniyorlar ki; eğlence olsun diye, kimi ele alırsak alalım gerçeği yansıtıyor diye mi? Hiçbirinde hayat yok, hayatı anlamak yok, empati yok, hümanizm dediğimiz şey hiç yok. Yalnızca kibir. Hırsızları, düşmüş kadınları tasvir ederken sanki sokakta yakalayıp hapse atıyorlar. Hikayelerinde 'görünmez gözyaşları' değil, yalnızca görünür, kaba kahkahalar, öfke var..." "Başka ne gerek ki? Harika, kendiniz söylediniz işte: Bu kaynayan öfke; ahlaksızlığa karşı acımasız bir saldırı, düşmüş insanlara yönelik alaycı bir kahkaha... hepsi bu!" "Hayır, hepsi değil!" dedi Oblomov aniden alevlenere. "Bir hırsızı, düşmüş bir kadını, kibirli bir budalayı resmederken insanı da unutmamalısın. Peki insanlık nerede? Siz yalnızca aklınızla yazmak istiyorsunuz!" dedi Oblomov neredeyse tıslayarak. "Fikirlerin kalbe ihtiyacı olmadığını mı sanıyorsunuz? Hayır, fikirler sevgiyle zenginleşir. Düşmüş bir insanı kaldırmak için elinizi uzatın ya da mahvoluyorsa şayet onunla alay etmek yerine acıyla ağlayın. Onu sevin, onda kendinizi hatırlayın ve ona kendinize davrandığınız gibi davranın; o zaman yazdıklarınızı okuyacağım ve önünüzde saygıyla eğileceğim..." dedi tekrar huzur içinde kanepeye uzanarak. "Hırsızı, düşmüş bir kadını tasvir ediyorlar," dedi "ama insanı tasvir etmeyi unutuyorlar ya da nasıl tasvir edeceklerini bilmiyorlar. Bu nasıl bir sanat, hangi şiirsel
Experience is what you get when you didn’t get what you wanted. And experience is often the most valuable thing you have to offer.
Sayfa 149·Kitabı okudu
It is an accepted cliché in education that the number one goal of teachers should be to help students learn how to learn. I always saw the value in that, sure. But in my mind, a better number one goal was this: I wanted to help students learn how to judge themselves. Did they recognize their true abilities? Did they have a sense of their own flaws? Were they realistic about how others viewed them? In the end, educators best serve students by helping them be more self-reflective. The only way any of us can improve—as Coach Graham taught me—is if we develop a real ability to assess ourselves. If we can’t accurately do that, how can we tell if we’re getting better or worse?
Sayfa 112·Kitabı okudu
Reklam