3548

3548
@cansuuvural
Mühendis
Yüksek lisans
1999
67 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Sarı Yüz (spoilerlı kitap özeti)
6/10
·303 syf.··
2026 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2026 01:07
⸻ Roman, başarısız bir yazar olan June Hayward’ın iç sesiyle açılır. June, yıllardır yazmasına rağmen edebiyat dünyasında bir türlü tutunamamış, görünmez kalmış bir figürdür. Buna karşılık eski üniversite arkadaşı Athena Liu, genç yaşta büyük başarı yakalamış, ödüller kazanmış ve yayınevlerinin gözdesi haline gelmiştir. June’un Athena’ya karşı hisleri oldukça karmaşıktır; onu takdir ederken aynı zamanda derin bir kıskançlık ve haksızlığa uğramışlık hissi taşır. Kendi başarısızlığını, Athena’nın yeteneğinden çok sektörün “çeşitlilik” arzusuna bağlayarak içten içe bir öfke biriktirir. Hikâyenin kırılma noktası, June’un Athena’nın evinde bulunduğu sırada yaşanan ani ve neredeyse absürt ölüm sahnesidir. Athena’nın boğularak ölmesiyle June bir anda yalnız kalır ve bu şok edici durum karşısında etik bir karar vermek yerine fırsatçı bir refleks gösterir. Athena’nın masasındaki tamamlanmamış romanı görür ve onu alıp evden çıkar. Bu an, June’un sadece bir başkasının eserini çaldığı değil, aynı zamanda kendi kimliğini de yavaş yavaş silmeye başladığı andır. June, Athena’nın metnini kendi adıyla yayımlamak için üzerinde düzenlemeler yapar, fakat özünde hikâye Athena’ya aittir. Bununla da yetinmez; ismini “Juniper Song” olarak değiştirerek etnik olarak belirsiz bir kimlik yaratır ve insanların onu Asyalı zannetmesine açıkça karşı çıkmaz. Kitap yayımlandığında büyük bir başarı kazanır. Eleştirmenler eseri över, satışlar artar ve June bir anda Athena’nın hayatına sahip olmuş gibi görünür. Ancak bu başarı, June’un içinde giderek büyüyen bir huzursuzluk ve korkuyla birlikte gelir. Başarı arttıkça June’un zihni de parçalanmaya başlar. Başlangıçta yaptığını rasyonalize etmeye çalışır; metni “daha okunur” hale getirdiğini, Athena’nın hikâyesini aslında kendisinin “kurtardığını”
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,2bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Çocukluğun Sonu
10/10
·256 syf.··
2026 6. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2026 12:58
Çocukluğun Sonu, bilim kurgunun sınırlarını zorlayan, düşündürücü ve büyüleyici bir roman. Clarke, insanlığın geleceğini, evrimini ve toplumların değişimini ele alırken aynı zamanda derin felsefi sorular soruyor. Kitap, sürükleyici bir anlatıma sahip; karakterler, olay örgüsü ve evren tasarımı özenle kurgulanmış. Romanın en etkileyici yanlarından biri, Clarke’ın insan doğası, özgürlük ve ilerleme üzerine sorgulamalarını ustaca işleyişi. Okurken hem merak uyandırıyor hem de insanlık hakkında düşündürüyor. Üslup sade ama güçlü, betimlemeler ve atmosfer, okuyucuyu hemen kitaba çekiyor. Kısacası Çocukluğun Sonu, klasik bilim kurgu sevenler için kaçırılmaması gereken bir eser. Hem eğlenceli hem de düşündürücü bir okuma deneyimi sunuyor ve Clarke’ın en etkileyici eserlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu yazının geri kalanında kitabın özeti yer alıyor ve spoiler içeriyor o yüzden spoiler yemek istemeyenler buradan sonrasını okumayın. Yirminci yüzyılın sonlarıdır. Hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Sovyetler Birliği, nükleer enerjiyle çalışan uzay gemileriyle uzaya çıkmak üzeredir. Tam da her iki ülke uzay yolculuğu başarısını elde etmek üzereyken, devasa uzay gemilerinden oluşan bir grup, dünyanın her büyük şehrinin üzerine iner. Beş yıl sonra, bu uzaylılar, Hükümdarlar olarak bilinen varlıklar, tüm dünyanın kontrolünü ele almıştır. Ana gemileri New York’un üzerinde konuşlanmıştır ve Dünya ile ilgili işlerden sorumlu Hükümdar olan Karellen tarafından yönetilmektedir. İnsanlar, Karellen’i “Süpervizör” olarak tanır. Karellen, insanlarla iletişim kurmak için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Stormgren’i aracı olarak kullanır. Her birkaç haftada bir Karellen, Stormgren ile gemisi içinde görüşür. Ancak ne Stormgren ne de başka bir insan, bir Hükümdar’ın nasıl
Çocukluğun SonuArthur C. Clarke · İthaki Yayınları · 20214,363 okunma
Ubik 10/10
10/10
·248 syf.··
2026 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2026 23:24
Philip K. Dick’in Ubik adlı romanı son derece etkileyici bir eser ve benim en sevdiğim kitabı olabilir. Bilimkurgu okumak isteyen fakat nereden başlayacağını bilmeyenler için mükemmel bir giriş kitabıdır. Bununla birlikte Ubik, önemsiz bir türün dar bir köşesinde kazanılmış küçük bir başarıdan ibaret değildir; aksine edebiyatın kendisi içinde gerçek bir başarıdır ve bu şekilde değerlendirilmesi son derece haklıdır. Philip K. Dick’in romanlarını okumak bazen, bir metafizikçi hayal gücünün esrar kokulu labirentlerinde dolaşıyormuşsunuz gibi hissettirebilir. Ubik de bundan farklı değildir. Roman, baş kahraman Joe Chip etrafında döner. Joe, mutantların parapsikolojik güçlerini etkisiz hale getirmekle görevli futuristik bir ajans için çalışan bir teknisyendir. Ancak bir uzay teröristi tarafından patlatılan bomba, onu olağanüstü ve kafası karışık bir maceraya sürükler. Bilincini yeniden kazanır, ama artık eskiden bildiği dünyada değildir. Her şey adeta geçmişe doğru bozuluyordur: kahvesi ekşimiş, cebindeki madeni paralar ise geçen on yılın başkanının yüzünü taşımaktadır. Peki ne olmaktadır? Böylece bir tür metafizik dedektif romanı başlar. Burada karakterler, bir katilin kimliğini ortaya çıkarmaya çalışmaz; aksine gerçekliğin doğasını çözmeye çalışırlar. Zaman, II. Dünya Savaşı öncesine kadar geriye giderken, Joe yavaş yavaş gerçeği kavramaya başlar: Kendisi bir tür yarı yaşam kaplarında (vat) korunmaktadır, yaşadığı deneyim aslında yaşayan bir rüyadır ve bu rüyadan çıkmanın tek yolu, gizemli bir sprey kutusu olan “Ubik” ile mümkün olmaktadır. Burdan sonrası kitabın özetini içermektedir o yüzden kitabı okumayı düşünenler bu kısımdan itibaren okumasın. Roman, gelecekte insanların zihinsel yeteneklere sahip olduğu bir dünyada geçer. Telepatlar insanların düşüncelerini
UbikPhilip K. Dick · İthaki Yayınları · 2025407 okunma
Yürüyüş Pratiği
6/10
·128 syf.··
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2026 00:17
Bu klasik bir öncül: Bir uzaylı Dünya’ya düşer ve hayatta kalmak için insanları avlar. Uzaylı Mumu, avlarını bulmak için flört uygulamalarını kullanır. Birden fazla flört hesabı ve fiziksel görünümünü dönüştürebilme yeteneği sayesinde, tek gecelik ilişkileri için ideal bir “örnek” hâline gelir. Haz doruğa ulaştığı anda ise hiçbir şeyden haberi olmayan insanın kafasını ısırarak koparır. Saç dışında insanın her yerini yiyebilir. Ancak Dolki Min’in Walking Practice’i, uzaylıların insanları öldürdüğü bu klişeyi alır ve onu toplumun cinsiyet kimliklerine dair beklentilerini, bedenle kurduğumuz ilişkileri ve dokunuşa, kana ve aşka duyulan doyumsuz açlığın ne anlama geldiğini keşfetmek için kullanır. Roman boyunca Mumu okura seslenir, en mahrem düşüncelerini paylaşır. Bu durum, sanki bir yol arkadaşına bırakılmış bir kayıt ya da eski bir sevgilinin bulması için yazılmış müstehcen bir günlük okuyormuş hissi verir. Anlatıcı sesi tanıdık, tuhaf ve zaman zaman pişmanlık duymayan bir acımasızlığa sahiptir. Mumu, romanın ilk sayfalarında kurbanlarını tuzağa düşürmek için hem erkek hem kadın formlarına dönüşürken cinsiyet ve kimlik meselesini gündeme getirir. Taklit ettiği cinsiyetin toplumsal beklentilerini inceler. Romanın bu yönünü çok sevdim. Bu derinlik ve merak duygusu, beni kendi insani varoluşumu sorgulamaya iterken aynı zamanda bu son derece yabancı karakterle güçlü bir bağ kurmamı sağladı. Örneğin Mumu, fiziksel olarak bir fark olmasa bile bir kadının yürüyüşünün bir erkeğinkine kıyasla daha fazla bilinç gerektirdiğini anlatır. Tüm insanlar iki bacak üzerinde yürür, hepimiz kollarımızı sallarız; ancak Mumu, arada söylenmeyen bir farktan, cinsiyetimize dair inançlarımızı işaret eden bir koddan söz eder. Bir anda markette yürürken nasıl yürüdüğümün fazlasıyla farkında
Yürüyüş PratiğiDolki Min · Ayrıntı Yayınları · 202420 okunma
Metropolis
4/10
·245 syf.··
2026 3. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2026 22:44
Bu kitabı Bilim-kurgu’da bir klasik olduğu için okudum ve özellikle Star Wars’ın C-3PO’yu metropolisten esinlendiğini öğrenince bu kitaba karşı olan heyecanım ve beklentim arttı fakat beni hayal kırıklığına uğrattı. Kitap beni betimlemeleriyle boğdu. En basit betimlemeleri öyle bir derinlemesine yazılmış ki, cümleyi bitirdiğinizde hikayede nerede kalmıştım diye düşünüyorsunuz. Betimlemeler o kadar uzun ve gereksiz karmaşıktı ki açıkçası ben kafamda şehri canlandırmakta zorladım. Öncelikle spoiler içeren kitap özetini yazıp daha sonra incelememin devamını yazacağım o yüzden yalnızca incelemeyi okumak isterseniz aşağı kaydırın. Roman, geleceğin devasa şehri Metropolis’te geçer. Şehir ikiye bölünmüştür: Yukarıda, gökdelenler, bahçeler ve lüks içinde yaşayan yönetici elit sınıf. Aşağıda, makinelerin başında durmaksızın çalışan işçiler. Şehrin yöneticisi Joh Fredersen’dir. Metropolis’in düzeni, katı bir sınıf ayrımına dayanır. İşçiler yeraltında makinelerle neredeyse organik bir bütün hâlinde çalışırken, yukarıdaki elit sınıf onların emeği sayesinde konfor içinde yaşar. Joh Fredersen’in oğlu Freder, ayrıcalıklı bir hayat sürmektedir. Ancak bir gün yeraltından gelen işçi çocuklarını ve onların başında bulunan Maria’yı görür. Maria, işçilere umut aşılayan, barışçıl ama güçlü bir figürdür. Freder ilk görüşte Maria’dan etkilenir ve onun rehberliğinde yeraltı dünyasını keşfetmeye karar verir. Freder, makinelerin başında çalışan işçilerin ne kadar ağır koşullarda yaşadığını görür. Bir sahnede, dev bir makineyi Moloch adlı bir canavar olarak hayal eder; işçiler adeta kurban edilmektedir. Bu sahne, romanın en çarpıcı metaforlarından biridir: Sanayileşme insanı yutmaktadır. Maria, işçilere sabırlı olmalarını ve bir “arabulucu”nun geleceğini söyler. Ona göre baş (yönetici
MetropolisThea Von Harbou · İthaki Yayınları · 202526 okunma