cantabile

cantabile
@cantabile
"Dışavuruk davranışın sosyal geçerliği benlik kavramının değişmesinde de kendini gösterir. Örneğin Tice, düzenlediği deneylerde, katılımcılardan ya duygusal açıdan istikrarlı ya da istikrarsızlarmış gibi davranmalarını istedi. Katılımcıların yarısı davranışı oldukça aleni bir tarzda gerçekleştirirken, yarısı gizliliği seçti. Daha sonra hepsi kendi 'gerçek benlik'lerinin ne olduğuna ilişkin derecelendirmeler yaptılar. Tice sadece aleni biçimde gerçekleştirilen davranışın benlik kavramının bir betimleyicisi olarak içselleştirilsiğini bulguladı. Benlik kavramının değişmesinde önemli olan şey başka insanların sizi belli bir biçimde algılamasıdır -sizin benliği belirli bir biçimde algılayıp içselleştirmeniz yeterli değildir."
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Hiyerarşik olarak yapılanmış toplumlarda, başkalarının yanında yapılan her davranış, belirli bir prestij değerine sahiptir."
''Birey, daha doğru bir deyişle, birey kavramının bugün ifade ettiği şey, toplumun 'dışında' var olan bir şeymiş gibi görünür. Toplum kavramının ifade ettiği şey ise bireyin dışındaki ve ötesindeki bir şey olarak anlaşılır: toplumun ötesindeki tekil insanı asıl var olan, gerçek 'real' ve toplumu bir soyutlama ve gerçekte var olmayan bir şey olarak gören kuramlar ile toplumu bir 'sistem', bir 'sui generis olgu', bireyin ötesindeki gerçekliğin kendine özgü bir türü olarak gören kuramlar.. .. 'Birey ve 'toplum' kavramlarının statik olarak tanımlandıkları sürece düşülen düşünsel tuzaktan, ancak burada yapıldığı gibi, bu kavramların ampirik incelemeler sonucunda süreçlere işaret eder duruma getirilinceye dek geliştirilmesiyle kurtulunabilir.''
''Babil kulesinden gördükleri kendi toplumlarına ait, duruma dayalı toplum kuramlarının zaafını göstermek için yalnızca şu soruyu yöneltmek yeterli olacaktır: Bir 'toplumsal sistem'de yaşayan bütün insanların üst düzeyde bir entegrasyonunu çok doğal ve istenen bir durum olarak değerlendiren, görece ileri bir toplumsal demokratikleşme düzeyi gerektiren, birincil olarak o günkü topluma, az ya da çok demokratik ulusal devlet toplumlarına dayanan sosyoloji kuramları, daha az merkezileşme ve demokratikleşme aşamalarında bulunan toplumlara nasıl uygulanabilir? Bu tür 'toplumsal sistem' modellerinin, kölelerin ve serflerin çoğunlukta olduğu, yani bırakın eşit norm ve değerleri, insanların eşit yasalara bile sahip olmadığı toplumların bilimsel olarak incelenmesinde kullanılabilecek kuramsal araçlar olup olmadıklarına bakıldığında, durum sosyolojisine dayalı bu sistem modellerinin bugün merkezli olduğu hemen görülecektir. 20. yüzyıl sosyolojisinin sistem kavramı ile gösterilen şey, çağdaş sosyolojinin egemen tipinin kullandığı diğer kavramlarda da gösterilebilir. 'Yapı', 'işlev', 'norm', 'entegrasyon', 'rol' gibi kavramların hepsi, bugünkü anlamlarıyla, insan toplumlarının oluşumundan, ortaya çıkış biçiminden, süreç karakteri ve gelişiminden soyutlanmasıyla gerçekleşen düşünsel dönüşümü ifade eder.''
''Fidan dikmek gibi bir işin, yani dünyaya kök salmanın ve dünyadan beklenti içinde olmanın güçlü bir temsiline sahip olan bu etkinliğin, özellikle kıyamet esnasında yapılması öğütleniyorsa, işin kendisine değil bir başka şeye dikkat çekiliyor olmalıdır. Kıyamet koparken fidan dikebilecek bir metanetin sahibi olabilmek, ancak kıyameti çoktan kopmuş olanlar için geçerlidir. Bir kimse, ölmeden önce ölmüşse, hesaba çekilmeden önce kendisini hesaba çekmişse, kıyametini koparmış ve ahiretini yaşamaya başlamışsa, kozmik bir kıyamet onun hayat ritminde bir değişikliğe yol açmayacaktır. Onun kıyameti kopmuştur. O her ne yapıyor olursa olsun, kıyamet sonrasının dekorunda yapmaya başlamıştır. İçtiği su, arkasından bakakaldığı kırlangıç, açıvermiş bir gonca, kıyıya vuran bir dalga, bir bebeğin dudağının kenarında biriken tebessüm, bölüştüğü ekmek, vardığı secde, her biri artık kıyamet sonrasında olmanın keskinleştirdiği bir şuurla, erişilmez bir duyarlılık eşiğinin ötesinde yapılmaya başlanmıştır. İşte bu duyarlılık keskinliği, her işi, her bir işi tek tek değiştirmeye, o işi uhrevi yapmaya yarayan simyadır.' Böyle bir eşiği geçmiş olan kimse artık bir ariftir. O yapacağı iş nev'i yerine, yapacağı işi nasıl ve hangi niyet ve kasıtla yapacağını düşünen biridir. Çünkü onun elinde her iş uhrevidir ve dünyeviliğin sınır ötesine aittir. Böyle bir idrak mertebesi, kıyamet koparken, elindeki fidanı yere fırlatıp, derhal iki rekat namaza durmayı öğütleyecek mertebenin üstündedir.''