''Fidan dikmek gibi bir işin, yani dünyaya kök salmanın ve dünyadan beklenti içinde olmanın güçlü bir temsiline sahip olan bu etkinliğin, özellikle kıyamet esnasında yapılması öğütleniyorsa, işin kendisine değil bir başka şeye dikkat çekiliyor olmalıdır.
Kıyamet koparken fidan dikebilecek bir metanetin sahibi olabilmek, ancak kıyameti çoktan kopmuş olanlar için geçerlidir. Bir kimse, ölmeden önce ölmüşse, hesaba çekilmeden önce kendisini hesaba çekmişse, kıyametini koparmış ve ahiretini yaşamaya başlamışsa, kozmik bir kıyamet onun hayat ritminde bir değişikliğe yol açmayacaktır. Onun kıyameti kopmuştur. O her ne yapıyor olursa olsun, kıyamet sonrasının dekorunda yapmaya başlamıştır. İçtiği su, arkasından bakakaldığı kırlangıç, açıvermiş bir gonca, kıyıya vuran bir dalga, bir bebeğin dudağının kenarında biriken tebessüm, bölüştüğü ekmek, vardığı secde, her biri artık kıyamet sonrasında olmanın keskinleştirdiği bir şuurla, erişilmez bir duyarlılık eşiğinin ötesinde yapılmaya başlanmıştır. İşte bu duyarlılık keskinliği, her işi, her bir işi tek tek değiştirmeye, o işi uhrevi yapmaya yarayan simyadır.' Böyle bir eşiği geçmiş olan kimse artık bir ariftir. O yapacağı iş nev'i yerine, yapacağı işi nasıl ve hangi niyet ve kasıtla yapacağını düşünen biridir. Çünkü onun elinde her iş uhrevidir ve dünyeviliğin sınır ötesine aittir.
Böyle bir idrak mertebesi, kıyamet koparken, elindeki fidanı yere fırlatıp, derhal iki rekat namaza durmayı öğütleyecek mertebenin üstündedir.''