"Bilinci dönüştüren dil değil imgedir. başlatıcı tecrübe olan imgenin etkisidir."
Bu görüş, bilincin sadece rasyonel bir yapı değil, duyusal ve sembolik bir derinliğe sahip olduğunu vurgular. Dil, olanı etiketler ve sınıflandırır; ancak imge, bilinci sarsarak onu yeni bir forma sokar.
Bu "başlatıcı tecrübe"yi şu üç noktada somutlaştırabiliriz:
Doğrudan Temas: Dil, gerçeklik ile aramıza giren bir tercümandır. Bir kavramı (örneğin "acı") kelimelerle anlatmak dolaylı bir yoldur. Ancak o ana dair bir görsel veya yaşanmış bir imge, bilince "aracısız" çarpar. Bu çarpışma, bilincin eski savunma mekanizmalarını yıkar.
Dikey Derinlik: Dil yatayda ilerler; kelimeler birbirini izler (lineerdir). İmge ise dikeydir; tek bir anda, tüm anlam katmanlarını aynı anda bilince indirir. Bu yüzden bir rüya imgesi veya bir sanat eseri, sayfalarca süren bir felsefi metinden daha hızlı "aydınlanma" yaratabilir.
Duygusal Mühür: Bilinç, sadece bilgiyle değil, duyguyla mühürlendiğinde dönüşür. İmge, duygunun taşıyıcısıdır. Zihin bir teoriyi unutabilir, ancak ruhu sarsan o "ilk imgeyi" (başlatıcı tecrübeyi) hayat boyu bir referans noktası olarak saklar.
Kısacası; dil açıklar, imge ise değiştirir. Bilinç, kelimelerin ikna gücüyle değil, imgenin yarattığı o sarsıcı tecrübenin kaçınılmazlığıyla yön değiştirir