"Her şey çok anlamsız! Hayat, kendi kendilerini kopyalayan dev moleküllerden başka bir şey değil. Hayat dediğimiz sadece kimyadan ibaret. Periyodik tabloyu ezberlesek yeter. Evrendeki en bol iki elementin, hidrojen ile helyumun, aynı zamanda en hafif iki element olması her şeyi açıklıyor zaten. Böyle hafif bir evrende anlam ne arasın? Anlam ağırdır... Dibe çöker. Falcılar bu nedenle kahvenin telvesine bakarlar."
"Çocukluğumu kişileştirdim. Çocukluğumun bir simyacı olduğunu düşünüyorum. Ne zaman hayatın ya da normalin içine karışmak için hamle yapsam, hafif bir dokunuşla camdan bir adama dönüştürüyor beni. Ya kesiyorum ya kırılıyorum."
Şu taklacı güvercinleri bilirsiniz. Onlar havada taklalar atarken siz, ne hoş bir şey, diye düşünürsünüz; uçma özgürlüğünü en uç noktasına vardıran bu neşeli oyunu hayranlıkla seyredersiniz. Ama sonra biri çıkar, mektupla İncil dersleri alan iri gözlü bir kız, yüzünü acıyla buruşturur ve bunun hiç de iyi bir şey olmadığını, taklacı güvercinlerin bir takıntının esiri olduğunu söyler. Özgür filan değillerdir ve aslında bize bir şey, karanlık bir şey söylüyorlardır. Demek öyle... O zaman, insanın bütün takıntılarının baş edilmez, değiştirilmez bir doğa yasası olduğunu savlayan bu gösteri içinizi burkmaya başlar, midenizi ağrıtır.