Demek ki insanlar birbirlerine ancak belirli bir hadde kadar yaklaşabiliyorlar ve ondan sonra, daha fazla sokulmak için atılan her adım daha çok uzaklaştırıyor.
Çok güzel bir kitap bulmuştum sıradan konulu bir sürü kitabın arasında. Okumaya başladım. İlk sayfası, ikinci sayfası, üçüncü, dört, beş derken kırk beşinci sayfada kaldım. Geçemedim kırk altıya. Bir anda son sayfalara getirdi rüzgar beni. Bir daha da dönemedim geri. Anlamlandıramadığım boşluklarla doldu kafam. Neden çiçekler solmuştu? Çiçeklere su getirmeye giden adama ne olmuştu? Neredeydi o tatlı hayaller kuran çocuk? Ve onun hayallerine dahil ettiği dostu?
Tam rüzgar dinmişken, gözlerimi kitabın eski anılarına değdirdiğimde silindi yazılar. Demek ki sebep değildi rüzgar. Başka şeyler var, başka olaylar.
Yeniden son sayfaya vardığımda ruhum haykırdı: "Bu son sayfa, koca bir ömür için çok az değil mi?"
Daha yüksek ses tonuyla: "Yıllara dahi yaysam her harfi, içimin boşluğuna, aç ruhuma yeter mi?"
Üstünde adım yazıyor diye benim sandığım kitabı, ben benim yapmıştım. İstememişti kendisi belki de hiç benim olmayı. Bu muydu beni sona iten rüzgarın sebebi? Peki aksi yönde esemez mi rüzgar, beni yarım bırakmak zorunda kaldığım sayfaya geri göndermek için..
Son sayfayı saklarken ruhumun daha aç olduğu günlere, bugün aynı kitabı başkasında gördüm. Esmemişti ona rüzgar, yoktu başka şeyler, başka olaylar.
Düşündüm ki, yazar acaba sadece bu okuruna mı kırgındı? Öyleyse şayet en sevdiğim yazarı kırmak, beni de o denli kırardı.
Ve şöyleydi son sayfanın son satırı:
"Güzel bir kâbusla rüyamı noktaladım"
Ben de noktanın yanına iki nokta daha ekleyip,
yazardan habersiz bizi sonsuzluğa tamamlayıp,
güzel bir kâbus için uykuya daldım.
Kızmamıştır umarım.
Beni çok sev istiyorum. Çok sev. Benim seni hayal ettiğim kadar sen de beni hayal et istiyorum. Acaba elimi tutmak nasıl diye düşün. Bana sarılmak, beni öpmek. Yanındaymışım gibi konuş, gününü anlat duymasam da. Yatağa üzgün girdiğinde hayalimin koynuna gir. Hiçbi şey demeden ona sarıl, istersen bir şeyler fısılda cevap vericeğini umarak.
Beni özle istiyorum. Çok özle. Teninin dokusunu bilmediğin bu kadına dokunmayı özle. Saçlarıma ellerini değdirmeyi özle. Dışarıda yalnız yürüdüğünde "keşke burada" olsaydı de kendi kendine. Ara beni. Yıldızlarda ara, gri bulutlarda, gün doğumunda, gün batımında, beni gökyüzünde ara. Çok rüzgar olunca kilometrelerce uzaktan hisset kokumu. Hiç bilmediğin kokumu tanı. Ses tonumda dinlensin ruhun. Piyanomun sesi kalbinin söyleyemediği hislere müzik olsun. Yanlışlıkla kitaplarına ismimi yaz, bir kez, iki kez, onlarca kez, fark edene kadar. Ve fark ettiğin an ismimin yanına kalpler de çizmeye başla. Yan yana gelemeyen bedenlerimizin, ismini buluştur aynı kâğıtta. Tükenmez dediğimiz kalemi tüketsin ismin ve ismim, biz. Yetemesin hiçbir kalem, sayfa. Bak sığdıramadım de, sığdıramadım bugün de gözlerini tek bir kâğıda; üstelik dudakların, saçların, almadığım kokun varken daha.
Çok sev istiyorum beni, en kendi halimi. Çünkü ben, çok sevdim senin en kendi halini.
onca kırığın hatrına elimde pastayla sana gelirim evet
ama kendimi seni dilememesi için zorlayacağım
her doğum gününü elimden geldiğince kutlarım evet
ama zihnimi seni ömürlük görmemesi için zorlayacağım
çünkü mecburum
dediğin gibi farklı şehirlerdeyiz
hatta dünyalar, farklı evrenlerdeyiz
sanırım mecbursun
tek bi hayatta yaşamaya
hatta yarım, ikinci bi hayat çok fazla
onca konuşmanın hatrına bi gün buluşuruz evet
ama kalbimi seni sevmemesi için zorlayacağım
en sevdiğimiz bize ait müzik üzerinden sevişiriz evet
ama bedenimi seni istememesi için zorlayacağım
buna mecburum
Hayatıma hiç beklenmedik bir anda beklenmedik şekilde girdin ve bu bir yıl içinde ancak bu kadar etki edebilirdin. Senin saf ve müthiş fikirlerine ilk günden aşık olmuştum o kadar beğenmiştim ki kaç gün mesajlarımızı tekrar okumuştum acaba rüya(:) ) mı diye . Oldu bir sene tanışalı zaman o kadar hızlı akıp gitti ki sanki her şey dün gece olmuş gibi , hayatın bir gün ikimizi gerçek hayatta buluşturmak gibi bir borcu var buna eminim . iyi ki hayatıma girdin iyi ki tanıştık iyi ki varsın Sanae