umut kalkan

umut kalkan
@catavedas
panta rhei / gnothi seauton
avukat
marmara üniversitesi / hukuk fakültesi
adana
40 okur puanı
Şubat 2021 tarihinde katıldı
10/10
·240 syf.··
2021 36. kitabı
aristoteles'in, "yalnızca mutluluk kendisi için istenir." cümlesini temele alarak muhteşem bir etik sistem kurduğu harikulade eser. aristoteles, kötümser ve bir nev'i çileci ahlâk sistemlerinin karşısında yer alıyor. hazları tamamıyla dışlamadığı gibi "dışsal iyi" dediği zenginliği, makamı, şöhreti, bir başka ifadeyle, talihin getirilerini de tamamıyla kötüleyip onları yok saymıyor. çünkü ona göre hazzın yokluğu acı doğurur, acı ise insanın "doğru düşünebilme yeteneğini" -aklı başındalığını- bozar. yine, insanın fakir olması, aç kalması, sürekli acılara katlanması onun mutluluğunun önünde engel oluşturur, mutlu olabilmesi için bunlara da gereksinim duyar. demek ki aristoteles, insana nasıl ölünmesi gerektiğini değil nasıl yaşanması gerektiğini anlatıyor. kinik ve stoacı felsefenin karşısında yer alıyor. eserin bir diğer önemli tarafı ise etik ile siyaset ve hukukun birbiriyle ilişkili olduğunu söylemesi. onun meşhur "denkleştirici adalet" kuramı, nikomakhos'a etik'in 5. kitabında işleniyor. hattâ adalet üzerine yazılmış 5. kitap "actio libera in causa", "kanun bilmemek mazeret sayılmaz" gibi ceza hukuku ilkelerinin ve kuramlarının gerekçesini de içeriyor. yine meselâ dostluk ele alınırken, aristoteles, ilginç bir şekilde dostluk ile yönetim sistemleri arasında bağ kuruyor. nitekim ona göre kişiler sadece kendi çıkarlarını önemser, karşı tarafı umursamazlarsa aralarındaki ilişkiye dostluk demek mümkün değildir. bu anlayışın politikadaki yönetim biçimlerindeki izdüşümü ise tiranlıktır. böylece dostluk ve siyaset, siyaset ve etik arasında dahiyane bir bağ kurmuş oluyor. yine dostluk üzerinden muteber ve iyi olan yönetim biçimini anlatıyor. bir başka önemli fikir ise "erdemin öğretilebilir bir şey" olduğunu iddia etmesi. ona göre doğru bir eğitimle insanlar iyi
Nikomakhos'a EtikAristoteles · Bilgesu Yayıncılık · 20071,465 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·832 syf.··
2021 34. kitabı
bir burjuva ailesinin dört kuşağı merkeze konularak harikulâde toplum analizi yapılıyor kitapta. her anlamıyla başarılı, kusursuz bir ilk kuşak. önceki kuşağa büyük oranla bağlı ve fakat kendine has görüşlere sahip ikinci kuşakla bozuluşa açılan kapı. tamamen kendine has görüşlere sahip olmakla birlikte geçmişe özlem duyan üçüncü kuşağın başarısızlığı. geçmişi umursamayan, sadece kendine has görüşlere sahip dördüncü kuşakla çöküş. --- spoiler --- hanno buddenbrook'un korku dolu vakitler geçirdiği son latince dersinde, ovidius'un dönüşümler isimli eserinin "altın çağ kusursuzdu, insanlar mutluydu." anafikirli kısmının okunması tesadüf değildi bu nedenle. buddenbrook ailesinin bu başarısız, dünyayı umursamayan, sürekli acılarla boğuşan hastalıklı üyesinin zamanında, johann buddenbrook'un zamanı bir nevi "altın çağ" idi. --- spoiler --- sorulması gereken asıl soru şu: ilk buddenbrook ile son buddenbrook'u kıyasladığımız zaman, biz ilkine başarılı, ikincisine başarısız diyoruz, neden? eğer gerekçemiz ilk buddenbrook'un ticarî başarıları ise, ailesine yaptırdığı ev ise, sahip olduğu saygınlığı ise ve fakat son buddenbrook'un bunların hiçbirine değer vermeyip müzikle derinden ilgilenmesi ise, hastalıklı bir bedene sahip olması ise, ticaretten nefret ediyor olması ise, derslerinde başarısız olması ise, bizim, yazar tarafından gizliden yerden yere vurulan 19. yüzyıl alman toplumundan bir farkımız kalır mı? başarının kıstasını bu yavan materyalist kriterler ve özellikle de bayağı olan toplumun saygınlığı teşkil ediyorsa, kendine saygısı olan, hem de gerçekten saygısı olan kişinin oturup bir düşünmesi gerekiyor. maddî başarıların hepsi evrenin yasalarına boyun eğmek zorundadır ve bu yasaların en temelinde de "entropi" vardır. entropi nedir? bir şeyin bozuluşa doğru
Edebiyat
BuddenbrooklarThomas Mann · Can Yayınları · 20151,926 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2021 29. kitabı
platon'un 'sevgi'nin ne olduğunu bulmaya çalıştığı ve sevgiye felsefe ile yaklaştığı ünlü diyaloğudur. diğer diyaloglarında görmediğimiz sanatsal kaygıyı symposion'da görüyoruz. gerek aktarılış biçimi -rivayetin rivayeti veya rivayetin rivayetinin rivayeti veya rivayetin rivayetinin rivayetinin rivayeti- gerek kahramanların gerçek kişiler olması ama bu gerçekliğin belli bir seviyesinin kurgu olması gerekse de yazılış biçimi ile zamansal geçişlerin ustaca kurgulandığı bir eserdir symposion. dolayısıyla diğer diyaloglarına nazaran, bu diyaloğu okumak daha keyiflidir. insan kitabın nasıl bittiğini bile anlamıyor, 'keşke sokrates, agathon ve aristophanes'in diyaloğu yarıda kalmasaydı da bir 1000 sayfa daha konuşsalardı' demek istiyor. bu diyalogda asıl dikkat çekici olan nokta ise tasavvuf'un temellerini burada görmemiz. şimdi bilindiği gibi tasavvufun belli başlı merhaleleri vardır, bu merhalelerin sonuncularının insan-ı kâmil ve fenâfillah olduğunu biliyoruz. insan-ı kâmil adı üzerinde 'olgun insan' anlamına gelir. fenafillah ise, benliğinden kurtulup allah ile bir olmayı ifade eder. fenafillah aşamasında, insan ile allah arasında bir kaynaşmanın olduğu ifade edilir. insan artık allah ile görür, allah ile dokunur, allah ile düşünür. kısacası her eylemini allah ile beraber yapar. yani bunlar yolun sonudur, ulaşmak bir hayli zordur. bir de mutasavvıflar arasında yolun başlangıcı vardır, ki en tartışmalı noktalardan birisi de budur. tartışma şundan ileri gelir, "allah'a giden yol için görünen varlıkları mı yoksa ideal kavramları mı referans almalıyız?". bir kısım mutasavvıf bu soruya görünen varlıklardan, bir diğer mutasavvıf ise ideal varlıklardan yola çıkılması gerektiğini söyler. beşerden yola çıkan mutasavvıflara iyi bir örnek olarak yunus emre'yi verebiliriz. o'nun
Felsefe
Şölen - DostlukPlaton (Eflatun) · İş Bankası Kültür Yayınları · 20155,2bin okunma
Puan vermedi·138 syf.··
2021 28. kitabı
ibn rüşd bu eserinde varlıklar üzerine tefekkür etmenin ve bu tefekkürden de sonuçlar çıkarmanın, allah tarafından insanlara farz kılındığını iddia ediyor ve bu iddiasını da haşr, 59/2; a’râf, 7/176. âyetleriyle delillendiriyor. haşr, 59/2’de geçen “fea'tebiru/itibar” kelimesine “kıyas ve istidlal” anlamı yükleyerek bu sonuca ulaşmıştır. gerçekten de âyetin son cümlesinde allah, basiret sahiplerine seslenmiştir. basiret ise olayları akla uygun bir şekilde değerlendirip bu değerlendirmeye göre hareket edebilme yeteneğidir. bu sebeple “fea’tebiru” kelimesini gelenek hâline getirilmiş şekliyle “ibret alın” şeklinde değil, “aklınızı kullanıp da düşünün” biçiminde anlamak daha doğru diye düşünüyorum ve ibn rüşd’ün söz konusu âyeti harika bir şekilde tefsir ettiğine inanıyorum. kaldı ki a’râf, 7/176 âyeti de bu tefsiri destekler niteliktedir. zirâ allah, ilgili âyette doğrudan “yetefekkurune” diye seslenmiştir ki bu da düpedüz “düşünün, aklınızı kullanın” anlamlarına gelmektedir. ibn rüşd’ün düşünmekle, akıl kullanmakla ilgili bir yığın âyeti örnek göstermesi boşuna değil. islâm’ın ilk dönemlerinden son dönemlerine kadar katıksız bir cehaletin tüm zihinlerde hegemonya kurma tehlikesi sürekli var olmuş, hattâ uzunca bir dönem bu, tehlikeden de öte bir hâl almıştır. mesela aklı sonuna kadar dışlamayı kendisine misyon edinmiş birçok ekol, düşünce islâm coğrafyasını güdümüne almıştır. örneğin hadisçilerden bir grup akla o kadar düşmanlık beslemiştir ki âyetlerin ve hadislerin sadece zahirî/görünen anlamlarına bakmak gerektiğini, bu âyetlerin ve hadislerin ne demek istediğini anlamaya çalışmamak gerektiğini iddia etmişler ve böylece allah’ın gerçekten elinin, baldırının, yüzünün olduğu sonucuna vararak apaçık bir şekilde allah’ı cisimleştirmişlerdir. hâlbuki âyetlerde ifade
Felsefe
Felsefe Din ve Te'vilİbn Rüşd · Klasik Yayınları · 2019148 okunma
Puan vermedi·365 syf.··
2021 27. kitabı
bu kitapta, bir balo tasviri ve bu tasvirden toplumun geneline dair bir tespit yapılır ki efsanedir. şöyle izah edeyim: cesar birotteau, paris’te yaşayan bir parfüm taciridir. hükümet tarafından legion d’honneur nişanına layık görülür. burjuvamız, söz konusu nişanı aldığı için bir balo tertiplemeye karar verir. baloya birçok kesimden insan çağırır: aristokrasiden, yönetici sınıfından, tüccarlardan... davet edilen herkes gelir, yemekler yenilir, kahveler içilir ve sonra dansa geçilir. özellikle fransız ve rus edebiyatındaki eserlerin hemen hepsinde muhakkak bir balo sahnesi vardır ve yazarlar tarafından bu balolar titizlikle tasvir edilir. zira, baloya katılan insanlar benliklerini örten maskelerini nefes alamayacak bir şekle gelene kadar takarlar. bir başka ifadeyle, baloya katılan insanların hiçbirisi samimi değildir; erkekler kendilerini iş yapabilmek için pazarlarlar, kadınlar ise rakibelerinin kuyusunu kazmaya çalışırlar. bu sebepledir ki toplumun yozlaşmışlığını anlatabilmek için balolar bulunmaz nimettir. charles dickens ise baloları insanlar arasındaki gelir adaletsizliğini vurgulamak için kullanır. her neyse, balolar üzerine ayrı bir yazı yazmak gerekir. biz konumuza dönelim. bu baloya aristokrasiden üç tane kadın katılır. geri kalanların hepsi ise burjuva sınıfına mensup tüccar eşleri ve çocuklarıdır. bu üç kadın, hafifliğe temayül etmez, kendilerini dansa kaldıran her erkeğe koşa koşa gitmez, kendilerine ilgi gösterilmesine tenezzül dahi etmezler. kaprislerinde dahi bir soyluluk ve ağırbaşlılık vardır. ama burjuva kadınları öyle değildir. hayatlarının yegane amacı, sahip oldukları zenginliklerle diğer kadınları ezmeye çalışmaktır. hayatta sahip oldukları her şeyi, diğer kadınları mağlup etmek için kullanırlar. kocaları ve çocukları da buna dahildir.
Edebiyat
Parfümcü Cesar Birotteau'nun Yükselişi ve DüşüşüHonore de Balzac · Everest Yayınları · 2017120 okunma