Maria’nın hikâyesi ilk bakışta bir kadının hayat mücadelesi gibi görünse de aslında çok daha fazlasıydı. Onun seçimleri, düşüşleri, kabullenişleri… hepsi insan olmanın karmaşıklığını gösteriyordu. Okurken onu yargılamadım aksine, birçok yerde kendime yaklaştığımı hissettim.
Beni çok etkileyen şey, aşk ile arzu arasındaki o ince ama derin çizgiydi. Gerçekten sevmek ne demek? Birine dokunmak mı, yoksa onun ruhuna ulaşmak mı? Bu sorular zihnimde dönüp durdu. “On bir dakika” kavramı ise çok çarpıcıydı, insanın hayatını bazen ne kadar kısa ve yüzeysel anlara sıkıştırdığını fark ettiriyor. Ama aynı zamanda, insanın bundan çok daha derin bir varlık olduğunu da hatırlatıyor.
Bazı bölümlerde kendimi durup düşünürken buldum. Altını çizmek istediğim o kadar çok cümle vardı ki… Bu kitap bana sadece bir hikâye sunmadı, aynı zamanda kendime dair farkındalık kazandırdı. Belki de bu yüzden bu kadar etkileyiciydi çünkü cevap vermedi, soru sordu.
Kısacası, bu kitap benim için inanılmaz derindi.
Canım Maria...