Sirius

Sirius
@catesmart
心の平和 ・ 。 ☆∴。 *  ・゚*。・   ・ *゚。   *   ・ ゚*。・゚。    ☆゚・。°*. ゚ *  ゚。·*・。 ゚*    ゚ *.。☆。 ・   * ☆ 。・゚*.。     * 
Başkalarının seni övmesine gerek yok, sen kendi iç huzurunu bulduğunda bu yeterlidir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Değişim ayrıca disiplin gerektirir.
8/10
·64 syf.··
2024 31. kitabı
Han’a göre artık bir disiplin toplumunda yaşamıyoruz Kimse bize açıkça “şunu yapmalısın” ya da “bunu yapamazsın” demiyor Bunun yerine sürekli yapabilirsin daha iyisini yapabilirsin kendini aşabilirsin deniyor İlk bakışta bu bir özgürlük alanı gibi görünüyor Ama kitap ilerledikçe fark ediyorum ki bu özgürlük aslında çok daha ağır bir yüke dönüşüyor Çünkü baskı artık dışarıdan gelmiyor insan kendi kendinin patronu kendi kendinin kölesi hâline geliyor Kitapta beni en çok düşündüren kavramlardan biri “başarı öznesi” oldu Han modern insanı sürekli performans üretmek zorunda hisseden bir varlık olarak tanımlıyor Dinlenmek bile verimli olmalı tatil bile işe yarar bir şeye dönüşmeli Bu noktada şunu fark ediyorum Yorgunluğumuz çoğu zaman bedensel değil zihinsel Çünkü durduğumuzda bile içimiz rahat etmiyor hatta suçluluk hissediyoruz Han’ın söylediği bir cümle özellikle aklımda kaldı “Çağımızın hastalıkları bakteriyel değil nöronaldir” Depresyon tükenmişlik dikkat dağınıklığı gibi durumları bireysel zayıflıklar olarak değil içinde yaşadığımız düzenin doğal sonuçları olarak ele alıyor Bu bakış açısı bana iyi geldi Çünkü insan bazen sürekli kendine dönüp “neden böyleyim” diye kendini hırpalıyor Han ise soruyu tersine çeviriyor Bu düzende başka nasıl olabilirdin Bu yüzden kitap bana çözüm sunmaktan çok bir farkındalık kazandırdı Daha az yapmak değil belki ama durabilmenin de bir değer olduğunu hatırlattı
Yorgunluk ToplumuByung-Chul Han · Açılım Kitap · 20152,173 okunma
İnsan hatayla tanıştığında kendine yaklaşır. Çünkü hata, insanın planladığı hayatla yaşadığı hayat arasındaki boşlukta doğar. O boşluk rahatsız edicidir; ama aynı zamanda gerçektir. Gerçek olan şey, nadiren pürüzsüzdür. Hayat kusursuz ilerleseydi fark etmeye gerek kalmazdı. Oysa insan, bir şey ters gittiğinde durur. O duruşta düşünce yavaşlar, gözler keskinleşir. Hata, hız kesmeye zorlayan bir eşiktir. Geçmek istemeyiz ama geçtiğimizde geride bıraktığımızdan daha fazlasını taşırız. Bir nesne düşünelim: uzun süre kullanılmış, defalarca elden ele geçmiş. Yüzeyinde izler vardır. O izler, değersizleştiğinin değil; yaşadığının kanıtıdır. İnsan da böyledir. Yaşadıkça iz alır. Hata, bu izlerin en görünür olanıdır. Sorun hatada değil, hataya verilen tepkidedir. İnsan hatasını sakladığında içten içe bölünür. Bir parçası olmuş olanı bilir, diğer parçası olmamış gibi davranır. Oysa kabul edilen hata, insanı birleştirir. Kendine karşı dürüst olan biri, dünyaya karşı daha yumuşak olur. Eksiklik sandığımız şeyler çoğu zaman yön değiştirir. İnsan bir yolda ilerlerken yanıldığında, aslında başka bir ihtimali görür. Hata, kapalı sandığımız bir kapının aralık olduğunu gösterir. Her şey doğru gitseydi, o kapıya hiç bakmazdık. Zaman geçtikçe insan şunu fark eder: Kusursuz olmaya çalışmak yorucudur. Sürekli düzeltmek, sürekli toparlamak, sürekli daha iyi görünmek… Oysa kusurla yaşamak hafiflik getirir. Kendini olduğu gibi taşımak, yükü azaltır. Doğaya bakıldığında hiçbir şey simetrik değildir ama hiçbir şey yanlış da değildir. Eğri olan, eksik olan, yıpranmış olan yerli yerindedir. İnsan, kendini doğadan ayırdıkça kusurunu düşman bellemiştir. Oysa kusur, insanın doğaya en yakın hâlidir. Hata, insanın kırıldığı yer değildir. Kırılgan olduğunu fark ettiği yerdir. Bu fark ediş, bilgelik
Değer, zamanında fark edilmez. Derinlik, çoğu zaman yalnızlığa bedeldir. Hassas olmak bir kusur değil, bir kaynaktır.