Şimdi size öyle bir kitaptan bahsedeceğim ki, içinde savaş var, askerler tabi ki var, sürekli bir zamandan başka bir zamana ışınlanan bunun öncesinde bir uçan daire tarafından kaçırılan ana karakter Billy Pilgrim, Tralfamador gezegeni, ailesi, Dresden, Ilium, bombalar. Falan filan.
Falan filan lafını geçiştirmek için söylemedim yanlış anlamayın. Bu kitapta çoğu yerde geçen, pelesenk haline gelmiş bir sözcük ikilisi bu. Tralfamadorluların ölenlerin ardından söylediklerini söylüyor Billy; Falan filan.
Savaş dediğimde hepinizin tüylerinin diken diken olduğunu, acının, vahşetin, insafsızlığın dibine dibine vurduğu başka bir şey çağrıştırmıyordur eminim. Her türlüsü, her karesi. Bu trajediyi yaşayanlarla, yaşamayanlar tabi ki aynı kapta erimiyorlar. Özellikle görmüş, geçirmiş, yitirmiş ama beni öldürmüyorsa, güçlendirir ve belki de beni biraz yarım bırakabilir vakasının hayat görüşü halini alması kuvvetle muhtemeldir. Hayattan pek hazzetmemek gibi mesela. Hayata uyuz oluyorum der gibi!
İlk kez okuduğum yazarın tarzı nasıl söyleyeyim, bir kaçış, bir delilik, eleştirel dalga, kimi zaman absürt diyebileceğim yerlerle dolu kendine özgü bir üslup. Savaş kısımlarını anlattığı bölümler hakiki, sahte kurgulamanın dışında olduğu belli oluyor. İnce olarak yonttuğu yergilerinden sistem ve ülkeler de nasibini alıyorlar. Öte yandan mizahsen dokunuşlar kondurduğu kurmaca da ise yazar sen bunları benim yazdığım gibi gör oku, gerisini merak etme savaşın anlatılacak o kadar da sempatik tarafları olmadığını sen de biliyorsun der gibiydi. Okuduğum kısımların bazıları tamam buraya kadar sonrasını boşver hissiyatını veriyordu.
Peki kitabın kahramanı Billy Pilgrim kimdi? O zamanda kopmuş biri. Optometri okumuş, ilgi çekmeyen komik biriydi. Okulun kurucusu ve sahibinin kızıyla evlenerek