Cahit Sıtkı Tarancı denilince akla gelen o meşhur "yaş otuz beş" mısraları, ne yazık ki onun için bir kehanet gibi olmuş; şair, ömrünün son dönemini bu yaştan çok da uzaklaşamadan, derin bir hastalık ve sessizlikle geçirmiştir.
Cahit Sıtkı'nın son dönemi, her zaman korktuğu "ölüm" temasıyla gerçek hayatta amansız bir kavgaya tutuştuğu, hüzünlü bir süreçtir.
1. Felç ve Sessizlik Dönemi
1954 yılının Ocak ayında, henüz 43 yaşındayken Ankara’da bir gece aniden felç geçirdi. Bu felç sadece vücudunun bir kısmını değil, onun en büyük silahı olan konuşma yetisini de elinden aldı. Edebiyat dünyasının o en güzel Türkçeyi kullanan şairi, hayatının son iki yılını tek bir kelime bile edemeden geçirmek zorunda kaldı.
2. "Yaşamak" İçin Verilen Büyük Mücadele
Şiirlerinde ölümden hep ürperen, yaşama büyük bir tutkuyla bağlı olan Cahit Sıtkı için bu dönem tam bir sınavdı. Eşi Cavidan Hanım’ın büyük özverisiyle tedavisi için her yol denendi. Dönemin hükümeti tarafından tedavi görmesi için Viyana’ya gönderildi.
3. Viyana Günleri ve Veda
Viyana'da bir hastane odasında, pencereden dışarıyı seyrederek geçen o aylar, onun en "yalnız" şiiri gibiydi. Konuşamıyor, yazamıyor, sadece bakışlarıyla iletişim kurabiliyordu. 13 Ekim 1956 tarihinde, tedavi gördüğü hastanede hayata gözlerini yumdu.
4. Cenazedeki Acı Tesadüf
Cahit Sıtkı’nın naaşı Türkiye’ye getirildiğinde, onu Ankara’da karşılayanlar arasında çok sevdiği dostu Ziya Osman Saba da vardı. Cahit Sıtkı’nın ölümü, yakın dostu Ziya Osman’ı o kadar sarstı ki, o da bu acıdan kısa bir süre sonra hayatını kaybetti.
Ölüm Korkusu ve "Otuz Beş Yaş"
Onun son dönemini bu denli trajik kılan şey, hayatı boyunca yazdığı o dizelerdir. Bak bak şu ironiye:
"N'eylersin ölüm herkesin başında. / Uyudun uyanamadın olacak."
Cahit Sıtkı, ömrü boyunca ölümün